Anasayfa / Kültürel Miras / Kapadokya Kaya Yerleşimlerine Dair Basitleştirmiş Bir Anlatım

Kapadokya Kaya Yerleşimlerine Dair Basitleştirmiş Bir Anlatım

Kapadokya’ya hoş geldiniz… Şimdi etrafınıza dikkatle bakın. Bu kayalar size sıradan taş kütleleri gibi görünebilir ama aslında burada bir zamanlar hayatın her yönü vardı: keşişlerin duası, köylülerin ekmek kokusu, üzüm şırasının akışı, güvercinlerin kanat sesleri. Yani bu kayalar, adeta yaşayan bir şehirdi.

En basitinden başlayalım: keşiş hücreleri. Düşünün, bir keşiş dünyadan elini eteğini çekmiş, tek başına yaşamak için buraya sığınmış. Odasını kendi elleriyle kayaya oymuş. Yatağı, masası, hatta oturacağı sekisi bile taşın içinden çıkmış. Işığa ihtiyacı yok, süse ihtiyacı yok. Sessizlik ve dua onun için yeterli. Ama bazen bu hücrelerin yanına küçük bir şapel oyuyorlar, çünkü tek başına da olsalar Tanrı’yla bağlarını koparmak istemiyorlar. Göreme ve Zelve’de göreceğiniz o küçücük kapılar, işte böyle yaşamların izleri.

Sonra iş büyüyor, yalnız keşişler çoğalıyor ve manastır toplulukları doğuyor. Düşünün: burada bir avlulu manastırdayız. Etrafımızda hücreler, mutfak, yemekhane… Ortada bir avlu. Avlunun bir kenarında kilise. Yemek zamanı geldiğinde, kayaya oyulmuş uzun masaların etrafında onlarca keşiş aynı anda oturuyor. Hep birlikte dua ediyor, hep birlikte yiyorlar. Göreme’deki Karanlık Kilise’nin yanındaki yemekhane, tam da bu sahnenin bugüne kalmış hali.

Tabii ki bu manastırların kalbi kiliseler. Kapadokya’da yüzlerce kilise var. Kimi küçücük, kimi anıtsal bazilikalar. Bazıları kayaların doğal şekline uyum sağlamış, düzensiz planlı. Bazıları ise başkent Bizans’tan esinlenmiş, tam bir sanat harikası. Mesela Karanlık Kilise… Gün ışığı neredeyse hiç girmediği için freskler hâlâ canlı. Hz. İsa’nın hayatını sahne sahne izlersiniz; doğumundan çarmıha gerilişine kadar. İnsan, “Bunu boyayan keşiş acaba burayı ibadet edenlerin nasıl göreceğini düşünerek çizdi?” diye merak ediyor.

Ama bu kaya yaşamı sadece dua ve ibadetle sınırlı değil. Hemen yanınızda bir şarap işliği çıkabilir karşınıza. Kayaya oyulmuş ezme havuzunda üzüm ayaklarla eziliyor, şıra kanallardan aşağıdaki hazneye akıyor. Düşünün, bugün bölgenin ünlü şarap geleneği, işte bu taş havuzlardan başlamış. Hatta hâlâ bazı köylerde üzüm ezilirken, bu eski işliklere saygıyla bakılır.

Köylülerin gündelik yaşamı da burada devam ediyor. Kaya meskenleri, yani evler… Bir odada tandır, diğerinde tahıl kuyusu, ahırda hayvanlar. Girişleri değirmen taşı kapılarla korunuyor; çünkü Arap akınları, savaşlar, istilalar hep kapıda. İnsanların hem barınma hem savunma ihtiyacı aynı taşın içinde çözülüyor.

Bir de güvercinlikler. Bugün size estetik gelen o küçük delikli kayalar, aslında tarımın sigortasıydı. Çünkü güvercin gübresi, bu fakir toprağın can damarıydı. Üzümler, sebzeler o gübreyle bereketleniyordu. Yani kayaların içinde sadece keşişlerin duaları değil, köylülerin geçim umudu da gizliydi.

Son olarak size küçük bir sır vereyim: Kapadokya’da dolaşırken bazen ayaklarınızın altında mezarlar var. Çünkü kiliselerin nartekslerinde, hücrelerin köşelerinde gömüler yapılmış. Burada yaşayan keşiş, öldüğünde de bu kayayı terk etmemiş. Yani bu topraklar, onların hem evi, hem ibadet yeri, hem de sonsuzluk mekânı olmuş.

Şimdi sorayım size: Bugün bizler evlerimizi, ibadet yerlerimizi, fabrikalarımızı ayrı ayrı yaparken; Kapadokyalılar her şeyi tek bir kayanın içinde birleştirmiş. Sizce bu, doğayla kurulan en uyumlu yaşam biçimi değil mi?

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir