Anasayfa / Kültürel Miras / Hasankeyf: Dicle Kıyısında On İki Bin Yıllık Bir Yerleşimin Sular Altında Kalan Tarihi

Hasankeyf: Dicle Kıyısında On İki Bin Yıllık Bir Yerleşimin Sular Altında Kalan Tarihi

Fotoğraf: Gezire.com

Hasankeyf, Batman il sınırları içinde, Dicle Nehri kıyısında yer alan ve yerleşim tarihi yaklaşık 12.000 yıl öncesine uzanan çok katmanlı bir tarihî kenttir. Paleolitik dönemden başlayarak Roma, Bizans, Artuklu, Eyyubi, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerine kadar kesintisiz iskân görmüş nadir yerleşimlerden biridir. Kent, doğal kalker kayalıklar, mağara yerleşimleri, nehir geçişleri ve anıtsal yapılarla şekillenmiş özgün bir topoğrafyaya sahiptir.

Hasankeyf’in adı tarihsel kaynaklarda farklı biçimlerde geçer. Roma döneminde Cepha veya Ciphas, Orta Çağ İslam kaynaklarında Hisn Keyfa (Kaya Kalesi) olarak anılmıştır. Kentin stratejik önemi, Dicle üzerindeki doğal geçiş noktası olmasından kaynaklanır. Bu konum, Hasankeyf’i askeri, ticari ve idari bir merkez hâline getirmiştir. Yerleşim, nehir kıyısındaki aşağı şehir, yamaçlardaki mağara yerleşimleri ve tepedeki kale olmak üzere üç ana bölümden oluşmuştur.

Hasankeyf Kalesi, kentin en yüksek noktasında yer alır ve doğal kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Kale, Roma döneminde askeri amaçla kullanılmış, Orta Çağ’da Artuklular tarafından güçlendirilmiştir. Kale içinde sarnıçlar, depo alanları, yapı temelleri ve savunma duvarları bulunur. Kaleye açılan ana yol, kayaya oyulmuş geçitlerle sağlanmıştır. Kale, hem savunma hem de Dicle Vadisi’ni kontrol etme işlevi görmüştür.

Kentteki en önemli yapılardan biri Artuklu Köprüsü’dür. 1116–1117 yıllarında Artuklu Beyi Fahreddin Karaaslan döneminde inşa edilmiştir. Orta Çağ’da Dicle Nehri üzerindeki en büyük taş köprülerden biri olan yapı, beş gözlü olarak tasarlanmıştır. Günümüze yalnızca ayakları ve kemer izleri ulaşabilmiştir. Köprü, Hasankeyf’in ticari ve askeri öneminin somut göstergelerinden biridir.

Hasankeyf’te Artuklu ve Eyyubi dönemlerine ait çok sayıda anıtsal yapı yer almıştır. Ulu Cami, 1327 yılında Eyyubi Sultanı Melikü’l-Adil tarafından yaptırılmıştır. Minarenin kaidesi ve bazı duvar kalıntıları günümüze ulaşmıştır. El-Rızk Camii, 1409 yılında Eyyubi Sultanı Süleyman tarafından inşa edilmiştir; silindirik minaresi, kufi ve sülüs yazı kuşaklarıyla Hasankeyf’in simge yapılarından biri olmuştur. Caminin büyük bölümü baraj suları altında kalmıştır.

Kentte yer alan Zeynel Bey Türbesi, Akkoyunlu dönemine tarihlenir ve 15. yüzyılda Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey için yaptırılmıştır. Silindirik gövdesi, firuze ve lacivert çinileri, Orta Asya Timurlu mimarisiyle benzerlik gösterir. Bu türbe, Hasankeyf’te yer değiştirilerek taşınan ilk anıtsal yapı olmuştur. 2017 yılında özel raylı sistem kullanılarak yeni Hasankeyf yerleşiminde oluşturulan kültürel park alanına taşınmıştır.

Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi kapsamında Hasankeyf’in büyük bölümü 2019–2020 yılları arasında Dicle Nehri’nin suları altında kalmıştır. Baraj gölü seviyesinin yükselmesiyle birlikte aşağı şehir tamamen su altında kalmış, mağara yerleşimlerinin büyük kısmı erişilemez hâle gelmiştir. Yaklaşık 300’e yakın mağara, köprü kalıntıları, konut temelleri ve dini yapılar baraj gölü tarafından örtülmüştür.

Bu süreçte bazı anıtsal yapılar yer değiştirilerek korunmuştur. Zeynel Bey Türbesi’nin ardından Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Türbesi, Eyyubi Camii, Kızlar Camii ve Orta Kapı gibi yapılar da yeni Hasankeyf yerleşiminde oluşturulan Hasankeyf Arkeoparkı alanına taşınmıştır. Taşıma işlemleri, yapılar bütün hâlinde veya parçalarına ayrılarak gerçekleştirilmiş, özgün malzeme korunmaya çalışılmıştır.

Hasankeyf’teki kaya oyma mağaralar, yerleşimin en karakteristik unsurlarından biridir. Bu mağaralar konut, depo, ibadet alanı ve barınak olarak kullanılmıştır. Bazı mağaralarda su sarnıçları, nişler ve merdiven sistemleri bulunur. Mağara yerleşimleri, Orta Çağ boyunca aktif biçimde kullanılmış, 20. yüzyılın ortalarına kadar kısmen yaşam alanı olmaya devam etmiştir.

Yeni Hasankeyf yerleşimi, eski kentin yukarısında planlı bir alan olarak inşa edilmiştir. Taşınan anıtlar burada açık hava müzesi niteliğinde sergilenmektedir. Ancak eski Hasankeyf’in özgün topoğrafyası, nehirle kurduğu ilişki, mağara sistemi ve tarihsel peyzajı büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

Hasankeyf, Ilısu Barajı süreciyle birlikte yerinden edilen tarihî kentler arasında anılan en kapsamlı örneklerden biri hâline gelmiştir. On binlerce yıllık yerleşim sürekliliği, doğal ve kültürel peyzaj, mimari miras ve arkeolojik katmanların büyük bölümü baraj gölü altında kalmış; kentin fiziksel bütünlüğü geri döndürülemez biçimde değişmiştir. Bu yönüyle Hasankeyf, Anadolu ve Mezopotamya’da kültürel miras, su projeleri ve yer değiştirme süreçlerinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihsel kayıtlara geçmiştir.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir