
İstanbul’un tarihi yarımadasında, bugünün Gülhane Parkı’nın yeşil dokusu içinde yükselen zarif bir sütun vardır: Gotlar Sütunu. İlk bakışta sade görünüşüyle dikkati çekmeyebilir; ancak bu sütun, Bizans öncesi dönemlerden günümüze ulaşmış en eski yapılardan biri olarak, kentin katmanlı tarihini sessizce fısıldar.
Adını, Roma İmparatorluğu’nun kuzeyden gelen en büyük düşmanlarından biri olan Gotlara karşı kazanılan zaferden alır. Bu nedenle Gotlar Sütunu, yalnızca bir mimari kalıntı değil, aynı zamanda bir güç ve hâkimiyet simgesidir. İstanbul’un Roma öncesi Byzantion kenti dönemine kadar uzanan bir geçmişi olduğu düşünülse de, sütunun kesin inşa tarihi tartışmalıdır. Kimi tarihçiler onun İmparator Claudius II (MS 3. yüzyıl) döneminde, Gotlara karşı kazanılan zaferin anısına dikildiğini ileri sürer. Kimi ise sütunun İmparator Konstantin ya da II. Theodosius zamanında yapılmış olabileceğini savunur. Her halükârda, bu görkemli mermer sütun yaklaşık 1700 yıldır yerinde durmakta, kentin köklü tarihine tanıklık etmektedir.
Gotlar Sütunu, beyaz Prokonnesos (Marmara Adası) mermerinden yapılmış tek parça bir monolit sütundur. Yüksekliği yaklaşık 18 metredir ve oldukça zarif bir İon başlığa sahiptir. Bu özelliği, anıtın Roma İmparatorluk döneminin estetik anlayışını yansıttığını gösterir. Günümüzde başlığın üst kısmında herhangi bir heykel bulunmamaktadır; fakat kaynaklar, zamanında başında imparator ya da bir zafer tanrıçası heykelinin yer almış olabileceğini belirtir. Eğer bu doğruysa, Gotlar Sütunu yalnızca bir taş anıt değil, aynı zamanda Roma’nın gücünü simgeleyen bir zafer heykelinin kaidesi olarak da işlev görmüştür.
Sütunun bugünkü adı da aslında tarih boyunca yaşadığı değişimlerin bir yansımasıdır. Osmanlı döneminde “Gotlar Sütunu” olarak anılmaya başlanmış, bu ad da günümüze kadar ulaşmıştır. Antik çağlarda ise muhtemelen başka bir adla biliniyor, Roma İmparatorluğu’nun kudretini hatırlatan bir anıt işlevi görüyordu.
Gotlar Sütunu, tarih boyunca birçok deprem, istilâ ve yıkıma rağmen ayakta kalmayı başarmıştır. İstanbul gibi sürekli dönüşen bir metropolde, onun hâlâ dimdik duruyor olması başlı başına bir mucize gibidir. Bugün Gülhane Parkı’nda gezinirken ziyaretçilerin çoğu farkında olmadan yanından geçip gider; oysa sütun, hem Roma hem Bizans hem de Osmanlı dönemlerini görmüş, üç büyük imparatorluğun varlığına tanıklık etmiştir.
Anıtın önemi yalnızca geçmişteki askeri zaferleri simgelemesinde değil, aynı zamanda kentin hafızasında tuttuğu rolündedir. Çünkü İstanbul, zaferlerle, kayıplarla, yıkımlarla ve yeniden doğuşlarla yoğrulmuş bir şehir; Gotlar Sütunu da bu döngünün taşlaşmış bir sembolüdür. Bugün mütevazı görüntüsüne rağmen, belki de İstanbul’un en eski ayakta duran Roma anıtı olması, onu paha biçilmez kılar.
Gotlar Sütunu’nun çevresi bugün yemyeşil ağaçlarla dolu bir parkın parçası. Fakat binlerce yıl önce burası Bizans ve Roma’nın anıtsal alanlarından biriydi. Belki de büyük törenlerin, zafer kutlamalarının odak noktasındaydı. Bu yönüyle sütun, sadece mimari bir kalıntı değil, aynı zamanda hayal gücümüzü harekete geçiren bir hatırlatıcıdır: O dönemde Konstantinopolis’in sokaklarında yürüyen insanlar, aynı gökyüzünün altında bu sütuna bakıyor, imparatorlarının kudretini hatırlıyorlardı.
Bugün İstanbul’un tarihini anlamak isteyen herkes için Gotlar Sütunu, bir başlangıç noktası gibidir. Basit ama derin bir ders verir: Güçlü imparatorluklar yıkılır, görkemli saraylar harabeye dönüşür, ama bazen bir taş sütun, bütün bu ihtişamdan daha uzun ömürlü olabilir.








