
Urartu devleti, MÖ 9. yüzyılın ortalarında Doğu Anadolu’nun sert ve parçalı coğrafyasında, Van Gölü havzasını merkez alarak ortaya çıkan güçlü ve merkezi bir krallıktır. Bu bölge, yüksek dağlarla çevrili kapalı havzalar, dar geçitler ve sınırlı tarım alanlarından oluşuyordu. Bu coğrafya, hem dış saldırılara karşı doğal bir savunma sağlıyor hem de güçlü bir merkezi otorite kurulmasını zorunlu kılıyordu. Urartu’dan önce bu bölgede Nairi ve Uruatri adı verilen, birbirinden bağımsız küçük beylikler bulunuyordu. Bu beylikler, özellikle güneydeki büyük güç olan Asur İmparatorluğu’nun sürekli askeri baskısı altındaydı. Asur kralı III. Salmanassar’ın MÖ 9. yüzyılda Van Gölü çevresine düzenlediği seferler, bu yerel güçlerin birleşmesine neden oldu. Bu birleşme süreci, merkezi bir krallığın ortaya çıkmasını sağladı. Bu krallığın ilk büyük hükümdarı Sarduri I’dir (yaklaşık MÖ 840–830).
Sarduri I, başkent olarak Van Gölü’nün doğu kıyısında yükselen devasa bir kalker kayalığı seçti. Bu kaya kütlesi üzerine kurulan Tuşpa, Urartu’nun siyasi, askeri ve dini merkezi haline geldi. Bugün Van Kalesi olarak bilinen bu yapı, yaklaşık 100 metre yüksekliğinde doğal bir kaya platformu üzerine inşa edilmiştir. Sarduri I burada güçlü surlar, saray kompleksleri ve idari yapılar kurdu. Sarduri’nin bıraktığı yazıtlar, Asur çivi yazısının Urartu diline uyarlanmış biçimiyle yazılmıştır. Urartuca, Hurri dil ailesine ait, Asur dilinden tamamen farklı bir dildi. Bu durum, Urartu’nun Asur’dan etkilenmiş olsa bile bağımsız bir kültürel kimliğe sahip olduğunu gösterir.
Urartu’nun gerçek anlamda kurumsallaşması İşpuini (MÖ 830–810) ve oğlu Menua (MÖ 810–785) döneminde gerçekleşti. İşpuini, dini sistemi organize ederek baş tanrı Haldi’nin kültünü devletin merkezine yerleştirdi. Haldi, savaşın ve devlet gücünün tanrısıydı. Krallar kendilerini Haldi’nin temsilcisi olarak görüyordu. Bu anlayış, siyasi otoriteyi kutsallaştıran bir sistem yarattı. Menua ise Urartu’nun en büyük mühendis krallarından biri oldu. Onun en önemli eseri, bugün hâlâ bazı bölümleri kullanılan Menua Kanalı’dır. Bu kanal, Van Ovası’na dağlardan su taşıyarak geniş tarım alanlarının oluşmasını sağladı. Bu tür sulama projeleri, Urartu’nun ekonomik gücünün temelini oluşturuyordu. Tarım üretimi devlet kontrolü altındaydı ve ürünler büyük depolarda saklanıyordu. Bu depoların bazıları binlerce ton tahıl kapasitesine sahipti.
Argişti I (MÖ 785–760) döneminde Urartu büyük bir yayılma sürecine girdi. Argişti, kuzeye doğru ilerleyerek Aras Nehri havzasını kontrol altına aldı ve MÖ 782 yılında Erebuni kentini kurdu. Bu kent, bugün Erivan’ın temelini oluşturur. Erebuni’de bulunan yazıtlar, kentin askeri üs ve yönetim merkezi olarak kurulduğunu açıkça belirtir. Argişti aynı zamanda batıya doğru ilerleyerek Malatya ve Fırat havzasına kadar ulaştı. Onun oğlu Sarduri II (MÖ 760–735), Urartu’nun en geniş sınırlara ulaşmasını sağladı. Bu dönemde Urartu, kuzeyde Kafkas Dağları’ndan güneyde Mezopotamya’ya, batıda Fırat’tan doğuda Urmiye Gölü’ne kadar uzanan büyük bir güç haline geldi.
Urartu’nun bu kadar güçlü hale gelmesi, onu kaçınılmaz olarak Asur ile doğrudan çatışmaya soktu. Asur kralı III. Tiglat-Pileser, Urartu’yu zayıflatmak için büyük bir askeri sefer düzenledi. MÖ 743 yılında yapılan savaşta Urartu ağır kayıplar verdi. Bu savaş, Urartu’nun genişleme döneminin sonunu başlattı. Daha sonra gelen krallar, savunmaya ağırlık vermek zorunda kaldı. II. Rusa (MÖ 685–645), yeni kaleler inşa ederek savunma sistemini güçlendirmeye çalıştı. Ayanis Kalesi bu dönemde inşa edilmiştir ve Urartu’nun en gelişmiş mimari örneklerinden biridir.
Urartu’nun askeri gücünün temelini kaleler oluşturuyordu. Bu kaleler yalnızca savunma yapıları değil, aynı zamanda yönetim merkezleriydi. Kaleler genellikle ulaşılması zor kayalıklar üzerine kurulurdu. Çavuştepe, Bastam, Ayanis ve Toprakkale bu kalelerin en önemli örnekleridir. Bu kalelerin içinde saraylar, tapınaklar, depolar, askerî kışlalar ve at ahırları bulunurdu. Urartu ordusu, iyi organize edilmiş bir yapıya sahipti. Piyadeler, okçular ve savaş arabaları ordunun temel unsurlarıydı. At yetiştiriciliği Urartu ekonomisinde önemli bir yer tutuyordu. Urartu atları, antik dünyada kaliteli ve dayanıklı olmalarıyla biliniyordu.
Urartu’nun en dikkat çekici başarılarından biri mühendislik alanındadır. Sulama kanalları, barajlar ve su depoları, bu devletin ileri mühendislik bilgisine sahip olduğunu gösterir. Keşiş Gölü yakınlarında bulunan Şamram Kanalı (Menua Kanalı), bu mühendisliğin en büyük örneklerinden biridir. Bu kanal, dağlardan aldığı suyu kilometrelerce uzağa taşıyarak tarım yapılmasını sağlamıştır. Bu tür projeler, merkezi planlama ve güçlü bir idari organizasyon gerektiriyordu.
Urartu sanatında metal işçiligi çok ileri düzeydeydi. Özellikle bronz kemerler, miğferler, kazanlar ve adak eşyaları son derece ince işçilikle üretilmiştir. Bu eserler üzerinde aslanlar, boğalar, kartallar ve mitolojik yaratıklar betimlenmiştir. Bu figürler, gücü ve krallık otoritesini simgeliyordu. Urartu metal eserleri bugün dünyanın birçok büyük müzesinde sergilenmektedir.
Urartu’nun çöküş süreci MÖ 7. yüzyılda başladı. Kuzeyden gelen İskit ve Kimmer akınları, Urartu’nun savunma sistemini zorladı. Aynı dönemde Asur İmparatorluğu ile yapılan savaşlar da devleti zayıflattı. Sonunda MÖ 6. yüzyılın başlarında Urartu tamamen ortadan kalktı. Yerine Medler, ardından Persler hakim oldu. Ancak Urartu halkı tamamen yok olmadı; bölge halkı içinde yaşamaya devam etti ve sonraki kültürleri etkiledi.
Urartu, Doğu Anadolu’da ilk gerçek anlamda merkezi devlet sistemini kuran güçlerden biridir. Kurduğu şehirler, geliştirdiği sulama sistemleri ve inşa ettiği kaleler, yalnızca askeri değil, aynı zamanda idari ve ekonomik bir organizasyonun ürünüdür. Van Kalesi’nin bugün hâlâ ayakta duran devasa surları, yalnızca bir savunma yapısı değil, aynı zamanda güçlü bir devletin somut kanıtıdır. Urartu, dağlık ve zor bir coğrafyada disiplin, mühendislik ve merkezi yönetim sayesinde nasıl güçlü bir uygarlık kurulabileceğinin en etkileyici örneklerinden biridir.









