
Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, Osmanlı mimarlığının zirve noktalarından biri olarak, Mimar Sinan’ın ustalık dönemi eseridir. Bu yapı, hem mimari ölçeği hem de teknik özellikleri açısından dikkat çeker. Edirne’de Sultan II. Selim’e layık bir cami yapılması fikri Selim’in aklına gelmiş, ancak bu ölçekte ve mimarlıkta bir eserin gerçekleştirilmesi için Mimar Sinan’ın görevlendirilmesi gerekmiştir. Sinan, daha önceki cami projelerinde farklı plan tipleri denemiş, ancak her zaman Ayasofya’yı geçme hedefiyle çalışmıştır. Kendi ifadeleriyle, “Ayasofya kubbesi gibi büyük bir kubbe İslam Devleti’nde yapılmamıştır” diyerek, Müslümanların da büyük bir kubbeye sahip olması gerektiğini savunmuştur. Bu bağlamda, Edirne Selimiye Camii projesi Sinan için hem teknik hem de prestij açısından önemli bir fırsat olmuştur. Sinan 70-75 yaşlarında, kariyerinin doruk noktasında bu projeye başlamıştır.
Osmanlıların Ayasofya’ya duyduğu hayranlık, Selimiye’nin tasarımında etkili olmuştur. Ayasofya, 30 metreyi aşan orta sahn kubbesi ve yan kubbeleri ile büyük bir alanı örten çağının ötesinde bir yapıdır. Osmanlılar bu yapıyı fethettiklerinde camiye çevirmiş ve uzun yıllar bakımını yapmışlardır. II. Selim, Edirne’de Ayasofya ile yarışacak bir cami yaptırmakla kalmamış, Ayasofya’nın onarımına da önem vermiş, iki medrese ve bir minare ilavesi yaptırmıştır. Selimiye Camii’nde dört minare planlanmış, ancak sultan ömrünü tamamlayamayınca diğer iki minareyi oğlu III. Murad inşa ettirmiştir. II. Selim ve III. Murad’ın Ayasofya bahçesine defnedilmesi, yapının Osmanlılar tarafından kutsal kabul edildiğini gösterir.
Selimiye Camii’nin yapım süreci 1568 yılında başlamıştır. Caminin yapımından sorumlu olarak Halil Çelebi atanmış, malzeme temini için emirler verilmiştir. Kereste, mermer ve demir gibi malzemeler farklı bölgelerden Edirne’ye getirilmiş, deniz taşımacılığı Osmanlı donanması tarafından sağlanmıştır. Mısır’dan getirilen harabe mermerler, Atina’dan antik mermer parçaları ve Marmara Adası’ndan yeni mermerler inşaatta kullanılmıştır. Sultana ait esirler ve acemioğlanları da çalıştırılmıştır. Temel atma töreni 12 Nisan 1569’da yapılmış, Sinan’a altın ve gümüş simli hilat giydirilmiştir. Büyük Osmanlı seferleri sırasında elde edilen ganimetler de yapının finansmanında kullanılmıştır; örneğin 1571 Kıbrıs Seferi sonrası sultana düşen pay Selimiye’ye aktarılmıştır.
Caminin inşasında II. Selim ile Sinan sürekli iletişim halindedir. 12 Ağustos 1572’de pencerelere çini kaplanması ve Fatiha Suresi’nin yazılması talimatı verilmiş, cami süslemelerinde Sultan’ın görkem ve estetik tercihleri ön planda olmuştur. 1573’te Sakız Adası’ndan nakkaşlar getirilmiş, caminin kubbesi, avlusu ve mermer kaplamaları üzerinde detaylı çalışmalar yapılmıştır. 27 Kasım 1574’te açılış emri verilmiş olsa da II. Selim kaza sonucu vefat etmiş ve caminin tamamlanmasını görememiştir. Avlu ve bazı külliye yapıları III. Murad döneminde tamamlanmıştır.
Selimiye Camii, Kavak Meydanı’nda, eski saray arazisi üzerinde, kervan yolu üzerinde yüksek bir tepede konumlanmıştır. Cami, kentin dört ana ekseninin kesiştiği noktada yer alması sayesinde uzak mesafelerden görünmektedir. Külliye, camiyi merkez alacak şekilde iki medrese, muvakkithane, arasta, türbe ve sıbyan mektebinden oluşur. Dış avlu 160×120 metre boyutlarında bir dikdörtgen olup istinat duvarları ve arasta ile desteklenmiştir. Dış avluda dokuz kapı bulunmakta; ana kapı Alay Kapısı, kıble yönündeki kapı Dilenci Kapısı ve doğudaki kapı Darphane Kapısı olarak adlandırılmıştır. Külliye yapıları, diğer külliyelere göre daha azdır; bu durum büyük olasılıkla II. Selim’in erken ölümü ile ilgilidir.
Sinan’ın önceki cami projeleri, Selimiye’nin tasarımında temel oluşturmuştur. İlk camileri kare plana oturan tek kubbeli yapılar (Haseki) ile başlamış, daha sonra üç ve dört yarım kubbeli planlar geliştirmiştir (Üsküdar Mihrimah, Şehzade). Altıgen dayanaklı kubbe modeli ilk kez Edirne Üç Şerefeli Cami’de uygulanmış, ardından altı kez tekrarlanmıştır. Ancak Selimiye’de sekizgen dayanaklı kubbe sistemi uygulanmış, böylece Ayasofya modelinden bağımsız ve güvenli bir yapı ortaya konmuştur. Kare planlı camilerde kubbe ve kemerler arasında estetik ve statik çekişmeler görülürken, sekiz dayanaklı sistem kubbenin büyüklüğünü artırmış ve mekanın algılanmasını daha etkileyici kılmıştır. Selimiye Camii ile Sinan, Ayasofya’nın mimari ve teknik özelliklerini aşmış, kendi ustalık döneminin doruk noktasını ortaya koymuştur. Sinan, Şehzade Camii’ni çıraklık, Süleymaniye’yi kalfalık, Selimiye’yi ise ustalık eseri olarak tanımlamıştır. II. Selim’in Edirne’de büyük bir cami yaptırma arzusu ve Sinan’ın teknik birikimi, Selimiye’nin ortaya çıkmasında belirleyici olmuştur.









