
Tarihi Yarımada’nın en çarpıcı açık alanlarından biri olan Hipodrom, Bizans döneminde şehrin sosyal ve kültürel yaşamının merkeziydi. Bugün Sultanahmet Meydanı olarak bilinen bu alan, Bizans İmparatorluğu’nun İstanbul’u başkent yaptığı dönemde imparatorların görkemini ve halkın enerjisini aynı anda yansıtan bir mekan olarak işlev görüyordu. Hipodrom, sadece bir spor ve eğlence alanı değil, aynı zamanda politik gösterilerin, kutlamaların ve halka açık törenlerin gerçekleştiği bir buluşma noktasıydı.
Hipodrom’un inşası M.S. 203 yılında Roma döneminde başlamış, ancak asıl görkemini I. Konstantin ve sonrasında Justinianus dönemlerinde kazanmıştır. Yaklaşık 450 metre uzunluğunda ve 130 metre genişliğinde olan bu yapının ortasında at yarışlarının yapıldığı geniş bir pist bulunuyordu. Tribünler, halkın ve soyluların oturabilmesi için mermer basamaklarla düzenlenmiş, izleyicilerin heyecanı ve coşkusu için akustik olarak özel tasarlanmıştı. Pist boyunca yer alan spina adı verilen orta şerit, yarışların düzenlenmesinde ve görselliğin artırılmasında önemli bir rol oynardı. Spina üzerinde devasa sütunlar, heykeller ve zafer simgeleri bulunuyordu. Bu sütunlar arasında en ünlüsü Yılanlı Sütun, Delphi’den getirilen ve Roma döneminde kentin simgesi hâline gelen tarihi bir eserdir. Ayrıca Mısır’dan getirilmiş olan Dikilitaş ve Obelisk, Hipodrom’un görkemini arttıran önemli taş yapıtlardır.
Hipodrom yalnızca spor alanı değil, aynı zamanda Bizans’ın politik ve sosyal hayatının merkeziydi. İmparatorlar, halkı etkilemek ve destek kazanmak için törenler düzenler, yarışlar ve festivallerle gücünü gösterirdi. Burada yapılan yarışlar ve törenler, sadece eğlence değil, şehrin ritmini belirleyen önemli sosyal olaylardı. Halk, yarışların ve kutlamaların heyecanıyla bir araya gelirken, imparator da gücünü ve prestijini sergilemiş olurdu.
Zamanla Bizans’ın çöküşü ve Osmanlı döneminde Hipodrom’un büyük bölümü tahrip edilmiş olsa da, meydanın tarihi dokusu hâlâ hissedilir. Günümüzde ziyaretçiler, Yılanlı Sütun, Dikilitaş ve diğer anıtlar etrafında dolaşırken, geçmişin heyecanını ve görkemini hayal edebilir. Hipodrom, İstanbul’un sadece taşlarla değil, tarih ve kültürle de inşa edilmiş bir kalbidir; şehrin binlerce yıllık hikayesinin sessiz ama güçlü bir tanığıdır.









