Anasayfa / Tarih / Mitoloji / Din / Dünyadan Bir Fatih Geçti

Dünyadan Bir Fatih Geçti

Fatih Sultan Mehmet dönemi (1451–1481), Osmanlı tarihinin yalnızca askerî başarılarla değil, bilinçli biçimde kurgulanmış bir imparatorluk programıyla tanımlandığı bir eşiktir. Bu dönemde yapılan yapılar, çıkarılan kanunlar ve yürütülen kültür politikaları birbirinden kopuk değildir; hepsi Osmanlı’yı kalıcı, merkezi ve evrensel iddia taşıyan bir devlet haline getirme amacına hizmet eder. Bu programın başlangıç noktası 1453’te İstanbul’un fethidir. Fetih, bir şehrin ele geçirilmesinden çok daha fazlasıdır: Doğu Roma’nın siyasi ve kültürel mirası sahiplenilir. Fatih’in “Kayser-i Rûm” unvanını kullanması, Osmanlı’yı İslam dünyasının bir gücü olmanın ötesine taşıyarak Roma geleneğinin devamı olarak konumlandırdığını gösterir. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi de bu anlayışın sembolüdür; yapı yıkılmaz, dönüştürülür ve yeni egemenliğin merkezine yerleştirilir.

İstanbul’un imarı fetih sonrasında sistematik biçimde ele alınır. Fatih Camii ve Külliyesi, şehirdeki ilk büyük Osmanlı külliyesi olarak klasik Osmanlı şehir modelinin temelini atar. Cami, medreseler, darüşşifa, imaret ve kütüphaneden oluşan bu kompleks; ibadet, eğitim, sağlık ve sosyal yardımı tek merkezde toplayarak devletin toplum üzerindeki düzenleyici rolünü görünür kılar. Bu yapı, Osmanlı’nın artık yalnızca fetheden değil, şehir kuran bir güç olduğunu ilan eder. Aynı dönemde inşa edilen Topkapı Sarayı ise bir ikametgâhtan çok, mutlak otoritenin mekânsal ifadesidir. Avlularla kademelendirilmiş planı, padişahın erişilmezliğini ve devlet hiyerarşisini mimari üzerinden anlatır. Saray, Osmanlı’da merkezî yönetimin fiziksel ve sembolik kalbidir.

Bu imar sürecinin erken ve çok özel bir parçası Çinili Köşktür. 1472’de, yani Topkapı Sarayı’nın ana yapıları tamamlanmadan önce inşa edilmiştir ve bu yönüyle Fatih’in mimari vizyonunu anlamak için anahtar bir yapıdır. Has Bahçe içinde yer alan bu köşk, büyük olasılıkla av köşkü ya da dinlenme mekânı olarak tasarlanmıştır; ancak asıl önemi işlevinden değil üslubundan gelir. Eyvanlı planı, Selçuklu ve Timurlu mimarisini çağrıştırır; dış cephede yoğun biçimde kullanılan firuze ve lacivert çiniler, Osmanlı mimarisinde son derece alışılmadık ve bilinçli bir tercihtir. Çinili Köşk, henüz klasik Osmanlı mimarisinin kesinleşmediği bir dönemde, imparatorluğun estetik kimliğini arayan deneysel bir manifestodur. Fatih’in Doğu ve Batı kültürlerini harmanlayan imparatorluk tahayyülü, bu yapıda taş ve çiniyle somutlaşır. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bir parçası olması, yapının kültürel sürekliliğini değiştirse de tarihsel anlamını azaltmaz.

Hukuk ve yönetim alanında Fatih dönemi köklü bir dönüşüm getirir. Fatih Kanunnamesi, örfi hukukun sistematik hale getirilmiş biçimidir ve devlet düzenini bireysel adalet anlayışının önüne koyar. Kardeş katline cevaz veren hüküm, dönemin siyasal mantığını açıkça yansıtır: iç savaş ihtimali, hanedanın devamlılığına yönelik en büyük tehdittir. Bu sert ama tutarlı yaklaşım, Osmanlı’nın uzun süre merkezî yapısını koruyabilmesinin temel nedenlerinden biridir. Aynı zamanda timar sistemi sıkı biçimde denetlenir, yerel güç odaklarının oluşması engellenir ve devşirme kökenli kul sistemi güçlendirilerek yöneticilerin doğrudan padişaha bağlı olması sağlanır.

Askerî alanda Fatih, çağının çok ilerisinde bir anlayış sergiler. İstanbul’un fethinde kullanılan büyük dökme toplar, sur savaşlarını kökten değiştirir ve Osmanlı’yı askerî teknoloji açısından Avrupa güçleriyle aynı hatta hatta bazı alanlarda ileri bir konuma taşır. Kara ordusunun yanı sıra donanma da bilinçli biçimde güçlendirilir. Karadeniz’in Osmanlı hâkimiyetine alınmasıyla bu deniz fiilen bir iç deniz haline gelir; Ege ve Adriyatik’te yürütülen mücadeleler, Osmanlı’nın artık bir deniz gücü olma iddiasını açıkça ortaya koyar.

Kültür, bilim ve sanat Fatih döneminde bireysel merakların ötesine geçerek devlet politikası haline gelir. Medreselerde yalnızca dinî ilimler değil, matematik, astronomi ve felsefe okutulur. Fatih’in Yunanca ve Latinceye ilgisi, klasik metinleri okutması ve farklı inançlardan âlimleri İstanbul’a davet etmesi, Osmanlı’da nadir görülen hümanist bir açılım yaratır. İtalyan ressam Gentile Bellini’ye yaptırılan portre, padişahın kendisini Avrupa hükümdarlarıyla eşit düzlemde gördüğünün açık bir göstergesidir; bu, sanat üzerinden verilen bilinçli bir siyasî mesajdır.

Ekonomik ve sosyal alanda İstanbul’un yeniden canlandırılması hayati bir meseledir. Sürgün politikasıyla Müslüman, Hristiyan ve Yahudi nüfus şehre yerleştirilir. Bu uygulama ideolojik bir hoşgörü söyleminden çok, işleyen bir başkent yaratma hedefinin sonucudur. Ticaretin canlandırılması, zanaatkârların teşviki ve Kapalıçarşı’nın temellerinin atılmasıyla İstanbul kısa sürede Doğu ile Batı arasındaki en önemli ekonomik merkezlerden biri haline gelir.

Sonuç olarak Fatih Sultan Mehmet dönemi, tesadüflerin değil, son derece bilinçli ve çok katmanlı bir imparatorluk aklının ürünüdür. Çinili Köşk’ten Fatih Külliyesi’ne, Topkapı Sarayı’ndan kanunnamelere kadar uzanan bu bütün, Osmanlı’nın nasıl düşündüğünü ve neden uzun süre ayakta kaldığını açıkça gösterir. Fatih’i yalnızca İstanbul’u fetheden bir komutan olarak görmek, bu büyük dönüşümün yalnızca en görünür anına bakmak olur; asıl mesele, fetih sonrası kurulan düzenin kalıcılığıdır.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir