
Kars il merkezinin yaklaşık 42 kilometre doğusunda, Arpaçay Vadisi’ne hâkim bir plato üzerinde yer alan Ani Arkeolojik Alanı, Orta Çağ boyunca Kafkasya ve Anadolu arasındaki en önemli kent merkezlerinden biri olmuştur. Yerleşim, doğal savunma avantajı sağlayan derin vadilerle çevrili konumu sayesinde tarih boyunca askeri ve ticari açıdan stratejik bir noktada gelişmiştir. Ani, bugün Türkiye–Ermenistan sınırına yakın bir konumda, büyük ölçüde terk edilmiş ancak anıtsal kalıntılarıyla ayakta duran bir Orta Çağ kentidir.
Yerleşimin bilinen en eski izleri Urartu dönemine kadar uzansa da, Ani’nin asıl yükselişi 10. yüzyılda Bagratlı Ermeni Krallığı döneminde gerçekleşmiştir. 961 yılında Bagratlı Kralı III. Aşot, Ani’yi başkent ilan etmiş; bu tarihten sonra kent kısa sürede büyüyerek siyasi, dini ve ticari bir merkez hâline gelmiştir. Orta Çağ kaynaklarında Ani, sahip olduğu zenginlik ve mimari yoğunluk nedeniyle “Binbir Kiliseli Şehir” olarak anılmıştır.
Kent dokusu, surlarla çevrili geniş bir alan üzerine kuruludur. Ani’yi çevreleyen surlar, özellikle II. Smbat döneminde inşa edilmiş ve daha sonra çeşitli onarımlarla güçlendirilmiştir. Çift sıra hâlindeki bu surlar, yarım daire ve çokgen burçlarla desteklenmiş; üzerinde Ermenice, Gürcüce ve Arapça kitabeler yer almıştır. Ana giriş kapıları olan Aslanlı Kapı, Kars Kapısı ve Divin Kapısı, kentin savunma sisteminin önemli unsurlarıdır.
Kent içinde günümüze ulaşan en önemli yapılar arasında Ani Katedrali öne çıkar. 989–1001 yılları arasında inşa edilen yapı, mimar Trdat tarafından tasarlanmıştır. Katedral, bazilikal plan ile merkezi kubbe anlayışını birleştiren mimarisiyle dikkat çeker. Kesme bazalt taş kullanımı, yalın cephe düzeni ve strüktürel denge anlayışı, Ani mimarisinin temel özelliklerini yansıtır. Yapı daha sonra camiye çevrilmiş, bu nedenle Anadolu’daki ilk camilerden biri olarak da anılmıştır.
Ani’de yer alan diğer dini yapılar arasında Tigran Honents (Aziz Gregor) Kilisesi, Abughamrents Kilisesi, Gagik Kilisesi, Havariler Kilisesi ve Manuçehr Camii bulunur. Tigran Honents Kilisesi, iç mekânındaki freskleriyle öne çıkar; bu duvar resimleri İncil sahnelerini ve Aziz Gregor’un hayatını betimler. Manuçehr Camii ise 11. yüzyılda, Selçuklu hâkimiyeti döneminde inşa edilmiş olup Anadolu’daki en erken tarihli camilerden biri kabul edilir.
Sivil mimari açısından Ani’de saray kalıntıları, çarşı alanları, hamamlar ve konut yapıları tespit edilmiştir. Kentin ana aksları boyunca uzanan ticaret yolları, Ani’nin İpek Yolu bağlantılı bir ticaret merkezi olduğunu göstermektedir. Arpaçay Vadisi’ne doğru uzanan taş köprü kalıntıları, kentin bölgesel ulaşım ağlarıyla olan ilişkisini ortaya koyar.
Ani, tarih boyunca birçok siyasi değişime sahne olmuştur. 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alp Arslan tarafından fethedilmiş; ardından Gürcüler, Şeddadiler, Moğollar ve İlhanlılar dönemlerinde el değiştirmiştir. Sürekli el değiştirmesi, ticaret yollarının yön değiştirmesi ve özellikle 1319 depremi, kentin hızlı bir şekilde nüfus kaybetmesine yol açmıştır. Zamanla terk edilen Ani, büyük ölçüde harabe hâline gelmiştir.
Günümüzde Ani Arkeolojik Alanı, surları, kiliseleri, camisi, sivil yapıları ve doğal peyzajıyla Orta Çağ kent yaşamını bütüncül biçimde yansıtan nadir alanlardan biridir. 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir. Ani Harabeleri, farklı kültürlerin, dinlerin ve siyasi yapıların yüzyıllar boyunca aynı kent mekânı içinde nasıl bir arada var olduğunu gösteren somut bir tarihsel bellek alanı niteliğindedir.









