
İnsanlık, geçmişini önce taşlara kazıdı, sonra o taşların anlamını unutup yeniden keşfetti. Bugün ise o taşları yalnızca incelemiyor; onları anlatıyor, konumlandırıyor ve giderek daha açık biçimde markalaştırıyor. Nevin Karabıyık Yerden’in çalışması, kültürel miras alanlarının artık yalnızca bilimsel veya tarihsel varlıklar değil, aynı zamanda ekonomik ve algısal değerler olduğunu ortaya koyuyor. Bu yeni çağda kültürel miras, geçmişin sessiz tanığı olmaktan çıkıp modern dünyanın rekabet sahnesinde aktif bir aktör hâline gelmiştir. Bu rekabetin en çarpıcı örneklerinden ikisi, insanlık tarihinin farklı dönemlerine ait ama aynı derecede büyüleyici iki yapı: Göbeklitepe ve Stonehenge. Bu iki yapı yalnızca taşlardan oluşmaz. Onlar, insan zihninin evrimini temsil eder.
Göbeklitepe: İnsanlığın İnşa Ettiği İlk Anlam Merkezi
Göbeklitepe, Türkiye’nin Şanlıurfa iline yaklaşık 18 kilometre uzaklıkta bulunan, günümüzden yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlenen bir arkeolojik alandır. İlk olarak 1963 yılında yüzey araştırmaları sırasında fark edilmiş, ancak gerçek önemi 1994 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt’in başlattığı kazılarla anlaşılmıştır. Bu alan, insanlık tarihine dair en temel varsayımları değiştiren bir keşfi temsil eder. Göbeklitepe’de bulunan devasa T biçimli taş sütunlar, 5 metre yüksekliğe ve yaklaşık 10–15 ton ağırlığa ulaşır. Bu sütunların üzerinde yılanlar, tilkiler, aslanlar, akbabalar ve diğer hayvan figürleri kabartma olarak işlenmiştir. Bu kabartmalar, yalnızca estetik değil, sembolik bir anlatının varlığını gösterir. Daha da çarpıcı olan gerçek şudur: Göbeklitepe, henüz tarımın başlamadığı bir dönemde inşa edilmiştir. Bu şu anlama gelir: İnsanlar yerleşik hayata geçmeden önce, anıtsal dini yapılar inşa ediyordu. Bu durum, klasik tarih anlatısını tersine çevirir. Geleneksel görüş, tarımın yerleşik yaşamı, yerleşik yaşamın da dini yapıları doğurduğunu savunur. Göbeklitepe ise bunun tersinin mümkün olduğunu gösterir. Başka bir deyişle, insanlar önce inanmak için bir araya geldi, sonra yaşamak için. Bu yapı, insanlığın ilk tapınağı olarak kabul edilir. Göbeklitepe bir şehir değildir. Bir yerleşim yeri değildir. O, doğrudan doğruya bir inanç merkezidir. Bu, onu insanlık tarihindeki en radikal yapılardan biri yapar.
Stonehenge: Taşların Astronomik ve Ritüel Senfonisi
Stonehenge, İngiltere’nin Wiltshire bölgesinde bulunan ve yaklaşık 5.000 yıl önce inşa edilmeye başlanmış tarih öncesi bir anıt kompleksidir. Stonehenge, dairesel biçimde dizilmiş dev taş bloklardan oluşur. Bazı taşlar 25 ton ağırlığındadır ve yüzlerce kilometre uzaklıktan taşındıkları düşünülmektedir. Bu durum, onu inşa eden toplumun organizasyon becerisini ve teknik kapasitesini açıkça gösterir. Stonehenge’in en dikkat çekici özelliklerinden biri astronomik hizalanmasıdır. Yapı, özellikle yaz gündönümünde güneşin doğuşu ile mükemmel bir hizalanma gösterir. Bu, Stonehenge’in yalnızca bir anıt değil, aynı zamanda astronomik bir gözlem merkezi veya ritüel alanı olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca Stonehenge’in uzun süre mezarlık olarak kullanıldığı da bilinmektedir. Bu durum, yapının yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda dini ve törensel bir işlev taşıdığını gösterir. Stonehenge, insanlığın gökyüzü ile kurduğu ilişkinin taşlaşmış hâlidir. Eğer Göbeklitepe inancın doğuşunu temsil ediyorsa, Stonehenge o inancın kozmos ile birleşmesini temsil eder.
İki Yapı, İki Farklı İnsanlık Evresi
Bu iki yapı arasındaki fark, yalnızca yaş farkı değildir. Onlar, insan zihninin iki farklı evrim aşamasını temsil eder. Göbeklitepe, insanın ilk kez soyut düşünceyi organize ettiği noktadır. Stonehenge ise insanın evreni anlamaya başladığı noktadır. Göbeklitepe, “Biz kimiz?” sorusunun başlangıcıdır. Stonehenge ise “Evren nedir?” sorusunun başlangıcıdır. Bu nedenle Göbeklitepe daha eski, Stonehenge ise daha sistematik bir yapıyı temsil eder. Birinde inanç doğar. Diğerinde bilgi doğar.
Markalaşan Tarih: Algının Gerçekliği Aşması
Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli gerçeklerden biri şudur: kültürel mirasın değeri yalnızca tarihsel önemine değil, aynı zamanda algısına bağlıdır. Stonehenge yılda yaklaşık 1,6 milyon ziyaretçi çekerken, Göbeklitepe yaklaşık 400 bin ziyaretçi çekmektedir. Bu fark, tarihsel önem farkından değil, algı farkından kaynaklanır. Stonehenge yüzyıllardır anlatılan bir hikâyedir. Göbeklitepe ise yeni keşfedilmiş bir devrimdir. Stonehenge bir simgedir. Göbeklitepe ise henüz keşfedilmekte olan bir gerçektir. Bu nedenle Stonehenge bugün daha güçlü bir marka imajına sahiptir. Ancak Göbeklitepe’nin potansiyeli çok daha büyüktür. Çünkü o, insanlığın başlangıç noktasını temsil eder.
Sonuç: Taşların Sessizliği ve İnsanlığın Gürültüsü
Göbeklitepe ve Stonehenge, yalnızca arkeolojik yapılar değildir. Onlar insan bilincinin kilometre taşlarıdır. Göbeklitepe, insanın ilk kez bilinmeyene anlam vermeye çalıştığı yerdir. Stonehenge, insanın evrenin düzenini çözmeye çalıştığı yerdir. Bugün ise bu iki yapı, modern dünyanın başka bir gerçeğini temsil ediyor:
Geçmiş artık yalnızca keşfedilen bir şey değil, aynı zamanda anlatılan bir şeydir. Ve bazen, bir taşın değeri onun yaşında değil, onun hakkında anlatılan hikâyenin gücünde saklıdır. İnsanlık taşları inşa etti. Şimdi ise taşlar insanlığın kim olduğunu anlatıyor.









