Anasayfa / Tarih / Mitoloji / Din / Mezopotamya’nın Demir İmparatorluğu: Asur Devleti

Mezopotamya’nın Demir İmparatorluğu: Asur Devleti

Asur devleti, Mezopotamya’nın kuzeyinde, Dicle Nehri’nin yukarı havzasında, bugünkü Kuzey Irak topraklarında ortaya çıkan ve antik dünyanın en güçlü, en organize ve en korkulan imparatorluklarından biri haline gelen bir uygarlıktır. Adını, en eski başkentlerinden biri olan Aşşur kentinden alır. Bu kent, Dicle kıyısında kurulmuş ve başlangıçta küçük bir ticaret merkezi olarak gelişmiştir. Asur’un erken tarihi MÖ 2000’lere kadar uzanır. Bu dönemde Asurlular henüz büyük bir askeri güç değil, ticaretle zenginleşen bir şehir devletiydi. Özellikle Anadolu ile kurdukları ticaret ağı, onların ekonomik gücünün temelini oluşturdu. Kayseri yakınlarındaki Kültepe (antik Kaneş) kentinde kurdukları “karum” adı verilen ticaret kolonileri, Asurluların uluslararası ticarette ne kadar gelişmiş olduklarını gösterir. Bu koloniler aracılığıyla kalay ve tekstil ürünleri Anadolu’ya getirilmiş, karşılığında gümüş ve altın alınmıştır. Bu ticaret sistemi, tarihin ilk organize uluslararası ticaret ağlarından biridir.

Asur’un gerçek anlamda bir askeri devlete dönüşmesi MÖ 14. yüzyılda başladı. I. Aşşur-uballit (MÖ 1365–1330), Asur’u bağımsız ve güçlü bir krallık haline getiren ilk büyük hükümdar oldu. Bu dönemde Asur, Mitanni Krallığı’nın zayıflamasından yararlanarak bölgesel bir güç haline geldi. Ardından gelen krallar, özellikle I. Adad-nirari, I. Şalmaneser ve I. Tukulti-Ninurta döneminde Asur sınırlarını genişlettiler. Tukulti-Ninurta I (MÖ 1243–1207), Babil’i ele geçirerek Mezopotamya’nın en önemli şehirlerinden birini kontrol altına aldı. Bu olay, Asur’un artık yalnızca kuzeyin değil, tüm Mezopotamya’nın en önemli güçlerinden biri haline geldiğini gösterir.

Ancak Asur’un gerçek imparatorluk dönemi MÖ 9. yüzyılda başladı. II. Aşurnasirpal (MÖ 883–859), Asur’u büyük bir askeri makineye dönüştüren kral oldu. Başkentini Nimrud’a (Kalhu) taşıdı ve burada devasa saraylar inşa ettirdi. Bu sarayların duvarlarını süsleyen kabartmalar, Asur ordusunun savaşlarını ve zaferlerini ayrıntılı biçimde gösterir. Bu kabartmalar yalnızca sanat eseri değil, aynı zamanda propaganda aracıdır. Asur kralları, güçlerini göstermek için savaş sahnelerini özellikle vurgulamıştır. Bu dönemde Asur ordusu, tarihin ilk profesyonel ve sürekli ordularından biri haline geldi. Demir silahlar, kuşatma makineleri, koçbaşları ve kuleler kullanarak surlarla çevrili şehirleri bile kolayca ele geçirebiliyorlardı.

III. Tiglat-Pileser (MÖ 745–727), Asur’u gerçek anlamda bir imparatorluğa dönüştüren en önemli kraldır. O, yalnızca askeri fetihlerle değil, idari reformlarla da devleti güçlendirdi. Ele geçirilen toprakları eyaletlere böldü ve her eyalete doğrudan merkeze bağlı valiler atadı. Bu sistem, merkezi otoritenin güçlenmesini sağladı. Ayrıca tarihte ilk kez geniş çaplı zorunlu nüfus transferi uyguladı. Fethedilen bölgelerdeki halkları başka yerlere taşıyarak isyan riskini azalttı. Bu politika, Asur’un geniş toprakları kontrol etmesini kolaylaştırdı.

II. Sargon (MÖ 721–705), Asur’un en önemli krallarından biridir. Yeni bir başkent kurdu: Dur-Şarrukin. Bu kent, tamamen planlı olarak inşa edilmiş bir idari merkezdi. Ancak Sargon’un ölümünden sonra başkent Ninova’ya taşındı. Asur’un en görkemli dönemi, Sanherib (MÖ 705–681) ve Asarhaddon (MÖ 681–669) zamanında yaşandı. Sanherib, Ninova’yı devasa bir metropole dönüştürdü. Kanallar, bahçeler ve saraylar inşa ettirdi. Ninova, dönemin en büyük şehirlerinden biri haline geldi. Asarhaddon ise Mısır’ı fethederek Asur’un sınırlarını Nil Nehri’ne kadar genişletti.

Asurbanipal (MÖ 669–631), Asur’un son büyük kralıydı. Onun döneminde imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı. Ancak Asurbanipal yalnızca bir savaşçı değil, aynı zamanda bir entelektüeldi. Ninova’da dünyanın ilk büyük kütüphanelerinden birini kurdu. Bu kütüphanede on binlerce kil tablet bulunuyordu. Gılgamış Destanı gibi Mezopotamya’nın en önemli metinleri bu kütüphane sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu durum, Asur’un yalnızca askeri değil, kültürel açıdan da büyük bir merkez olduğunu gösterir.

Asur’un gücünün temelinde askeri organizasyon kadar coğrafi konumu da vardı. Dicle Nehri, hem ulaşım hem de tarım için büyük bir avantaj sağlıyordu. Aynı zamanda Anadolu, İran ve Mezopotamya arasındaki ticaret yollarının kesişim noktasında bulunuyordu. Bu konum, Asur’un hem ekonomik hem stratejik açıdan güçlenmesini sağladı. Asur kralları, fethettikleri bölgelerde yollar inşa ederek hızlı iletişim sağladılar. Bu yollar, tarihin ilk organize posta sistemlerinden birinin kurulmasına olanak verdi.

Asur dini, devlet ideolojisinin merkezindeydi. En büyük tanrı Aşşur’du. Aşşur, yalnızca bir tanrı değil, aynı zamanda devletin sembolüydü. Krallar kendilerini Aşşur’un yeryüzündeki temsilcisi olarak görüyordu. Bu anlayış, savaşları kutsal bir görev haline getiriyordu. Savaş yalnızca toprak kazanmak için değil, tanrının iradesini yerine getirmek için yapılıyordu.

Ancak bu devasa imparatorluk, aşırı genişlemenin getirdiği sorunlar nedeniyle zayıflamaya başladı. Sürekli savaşlar, ekonomik kaynakları tüketti. Aynı zamanda fethedilen halklar sürekli isyan ediyordu. MÖ 612 yılında Medler ve Babilliler birleşerek Ninova’yı kuşattı. Şehir düştü ve yakılıp yıkıldı. Bu olay, Asur İmparatorluğu’nun sonunu getirdi. Birkaç yıl içinde Asur tamamen ortadan kalktı.

Asur, tarihin ilk büyük askeri imparatorluklarından biri olarak kabul edilir. Geliştirdiği idari sistem, askeri organizasyon, yol ağı ve merkezi yönetim modeli, kendisinden sonra gelen Pers ve Roma gibi imparatorluklara örnek olmuştur. Aynı zamanda bıraktığı yazılı belgeler, kabartmalar ve mimari eserler, Mezopotamya tarihinin en ayrıntılı biçimde anlaşılmasını sağlamıştır. Asur, yalnızca savaşçı bir devlet değil, aynı zamanda organizasyon, yönetim ve devlet gücünün nasıl yapılandırılabileceğini gösteren en erken ve en etkili örneklerden biridir.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir