
Anadolu coğrafyası, tarih öncesi çağlardan itibaren çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmış olması nedeniyle dünya kültür mirasının en önemli merkezlerinden biridir. Hitit, Frig, Lidya, Likya, Helenistik, Roma ve Bizans uygarlıklarına ait arkeolojik kalıntılar, bu topraklarda kesintisiz bir kültürel sürekliliğin varlığını ortaya koymaktadır. Ancak bu zengin mirasın önemli bir bölümü günümüzde Türkiye sınırları dışında, başta Avrupa ve Amerika’daki büyük müzeler olmak üzere farklı ülke ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Anadolu’dan yurtdışına kaçırılan arkeolojik eserler sorunu, yalnızca geçmişte yaşanmış tarihsel bir olay değil, aynı zamanda günümüzde de etkileri süren kültürel, etik ve hukuki bir meseledir.
Özellikle 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin siyasi ve ekonomik olarak zayıflaması, Batılı devletlerin Anadolu’da geniş çaplı arkeolojik kazılar yapmasına imkân tanımıştır. Bu dönemde gerçekleştirilen kazılar çoğu zaman bilimsel araştırma gerekçesiyle yürütülmüş olsa da, elde edilen eserlerin büyük kısmı kazıyı yapan ülkelere götürülmüştür. Pergamon (Bergama) Zeus Sunağı’nın Berlin’e taşınması, Miletos Pazar Kapısı’nın sökülerek Almanya’ya götürülmesi ve Boğazköy (Hattuşa) tabletlerinin Berlin müzelerine dağıtılması bu sürecin en dikkat çekici örnekleri arasında yer almaktadır. Benzer şekilde Alacahöyük Sfenksli Kapısı, Patara granit sütunları ve Myra lahit kapakları da Almanya ve Fransa’daki müzelere taşınmıştır.
İngiltere’de bulunan British Museum, Anadolu kökenli eserler bakımından en yoğun koleksiyonlardan birine sahiptir. Knidos Aslanı, Letoon kabartmaları, Sidyma ve Karya lahitleri, Didyma Apollon Tapınağı’na ait mimari parçalar, Hierapolis kabartmaları ve İzmir Agorası’ndan götürülen Roma büstleri bu müzede sergilenmektedir. Bu eserler, bulundukları coğrafi ve kültürel bağlamdan koparıldıkları için tarihsel süreklilikleri büyük ölçüde zedelenmiş durumdadır.
Fransa’daki Louvre Müzesi’nde ise Aizanoi Zeus Tapınağı kabartmaları, Xanthos mozaikleri ve kabartmaları, Yeniköy Lahdi, Klazomenai Lahdi, Sardes altın eserleri, Samosata kabartmaları ve Bitlis-Ahlat mezar taşlarına ait parçalar bulunmaktadır. Bu eserler, Anadolu’nun özellikle Likya, Karia ve Lidya bölgelerine ait kültürel zenginliği yansıtmakta, ancak ait oldukları topraklardan uzak bir bağlamda sergilenmektedir.
ABD’deki müzeler ve özel koleksiyonlar da Anadolu kültür mirasının önemli bir bölümünü barındırmaktadır. Getty Museum’da sergilenen Afrodisias Roma heykelleri ve Perge Stadyumu rölyefleri, ayrıca ABD’deki özel koleksiyonlarda bulunan Perge ve Zeugma mozaikleri, kültür varlığı kaçakçılığının devletler arası ilişkilerin ötesine geçerek bireysel koleksiyonculuk yoluyla da sürdüğünü göstermektedir. Sinop’tan götürülen gemi kalıntılarının Amerika’daki denizcilik müzelerinde sergilenmesi de bu durumun bir başka örneğidir.
Truva Hazineleri, Anadolu’dan kaçırılan eserler arasında uluslararası ölçekte en çok bilinen örneklerden biridir. Heinrich Schliemann tarafından Troya’dan kaçırılan ve “Priamos Hazinesi” olarak adlandırılan bu eserler, önce Almanya’ya, ardından II. Dünya Savaşı sonrasında Moskova Pushkin Müzesi’ne götürülmüştür. Buna karşılık Karun Hazinesi’nin 1993 yılında New York Metropolitan Müzesi’nden Türkiye’ye iade edilmesi, uzun soluklu hukuki ve diplomatik girişimlerin başarıyla sonuçlanabileceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Anadolu’dan yurtdışına kaçırılan arkeolojik eserler, yalnızca sanat eseri olarak değil, tarihsel bellek ve kültürel kimliğin taşıyıcı unsurları olarak değerlendirilmelidir. Bu eserlerin ait oldukları coğrafyadan koparılması, kültürel bütünlüğü zedelemekte ve tarih anlatısının parçalanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle söz konusu eserlerin belgelenmesi, envanterinin çıkarılması ve uluslararası kamuoyunda görünür kılınması, iade süreçleri açısından büyük önem taşımaktadır.
Anadolu’dan yurtdışına kaçırılan arkeolojik eserler meselesi, kültürel mirasın korunması ve kültürel adaletin sağlanması açısından ele alınması gereken temel bir konudur. Bu rapor kapsamında değerlendirilen eserler, Anadolu’nun tarihsel zenginliğinin somut kanıtları olup, ait oldukları topraklarla birlikte anlam kazanmaktadır. Kültürel mirasın korunması, yalnızca geçmişe ait değerlerin muhafaza edilmesi değil, aynı zamanda gelecek kuşaklara sağlıklı bir tarih bilinci aktarılmasının da temel şartıdır.









