
Tunceli’ye ulaşımın en dikkat çekici ve kendine özgü deneyimlerinden biri olan Pertek Feribotu, Elazığ–Tunceli güzergâhının adeta simgesine dönüşmüş bir yolculuk hattıdır. Keban Baraj Gölü üzerinde çalışan feribotlar, özellikle Pertek ilçesi karşısında yer alan iskeleler arasında araç ve yolcu taşımacılığı yapar. Bu geçiş, yalnızca bir ulaşım aracı olmanın ötesinde, Doğu Anadolu coğrafyasının etkileyici peyzajı eşliğinde gerçekleşen kısa ama güçlü bir deneyim olarak değerlendirilir. Su seviyesinin yükselmesiyle birlikte çevredeki yerleşimlerin ve tarihî alanların bir kısmı baraj suları altında kalmış, Pertek feribotu bölgenin ulaşım zincirinde zorunlu ama aynı zamanda karakteristik bir unsur hâline gelmiştir.
Feribot yolculuğu sırasında Pertek Kalesi, baraj gölünün ortasında yükselen bir ada üzerinde görülür. Kalenin temel yapısı Bizans dönemine kadar uzanmakla birlikte günümüzde görülen surların büyük bölümü Osmanlı dönemine aittir. Baraj gölünün oluşmasından önce karaya bağlı olan kale, günümüzde suyla çevrili bir adacık üzerinde yer almakta, bu durum da kaleyi hem görsel hem de tarihsel açıdan daha çarpıcı bir noktaya taşımaktadır. Feribot yolculuğu sırasında kalenin silueti, Tunceli yolculuğunun en karakteristik görüntülerinden birini oluşturur.
Tunceli kenti, coğrafi konumu ve kültürel yapısıyla Doğu Anadolu’nun farklı karakterdeki şehirlerinden biridir. Munzur ve Pülümür Vadileri’nin hâkim olduğu coğrafya, sarp dağlar, derin vadiler ve akarsularla şekillenir. Bu doğal yapının içinde, geleneksel yaşam kültürü, inanç sistemi ve toplumsal yapı önemli bir yer tutar. Tunceli; tarih boyunca Hitit, Urartu, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi uygarlıkların etkisinde kalmış, ancak özellikle Cumhuriyet döneminde kendi özgün kültürel kimliği ile anılır hâle gelmiştir. Alevi-Bektaşi inanç geleneğinin güçlü varlığı, yaşam biçimi, ritüelleri ve kültürel hafıza alanlarıyla şehirde belirgin bir yer tutar.
Bu kültürel geçmişin somut biçimde izlenebildiği en önemli yapılardan biri Tunceli Müzesidir. 2015 yılından itibaren restorasyon sürecine alınarak müze işlevi kazandırılan yapı, aslında 1935 yılında inşa edilen eski askeri kışladır ve Cumhuriyet dönemi mimarisinin karakteristik özelliklerini taşır. Müze, 2020 yılında ziyarete açılmıştır. İçinde arkeoloji, etnografya ve yakın tarih bölümleri yer alır. Arkeoloji bölümünde Paleolitik Çağ’dan Osmanlı dönemine kadar uzanan dönemlere ait buluntular; seramikler, taş eserler, metal objeler ve kazılardan elde edilen veriler sergilenir. Bu eserler, Tunceli ve çevresinin yalnızca yakın dönem değil, çok daha eski dönemlerden itibaren bir yerleşim ve kültür alanı olduğunu gösterir.
Etnografya bölümünde bölgenin yaşam kültürünü yansıtan geleneksel kıyafetler, ev eşyaları, el sanatları, tarım ve hayvancılıkta kullanılan araçlar ile Alevi kültürüne ait ritüel objeleri yer alır. Bu bölüm, Tunceli’nin sosyal yapısını, günlük yaşam pratiklerini ve inanç kültürünü somut nesneler üzerinden anlaşılır kılar. Müzenin yakın tarih bölümü ise özellikle Cumhuriyet yılları, bölgedeki toplumsal değişimler ve devlet–bölge ilişkisine dair belgeler, fotoğraflar ve anlatımlarla şekillenir.
Tunceli, yalnızca tarihî ve kültürel mirasıyla değil, doğasıyla da önemli bir merkezdir. Munzur Vadisi ve Milli Parkı, yöredeki endemik bitki türleri, zengin fauna ve akarsu ekosistemi ile Türkiye’nin en önemli doğal alanları arasında yer alır. Bu coğrafya içinde yerleşen Tunceli kültürü; doğa, inanç ve tarih arasında kurulan güçlü bağlarla şekillenmiştir.
Pertek feribot yolculuğuyla başlayan, Pertek Kalesi’nin tarihî siluetiyle devam eden ve Tunceli kent merkezine ulaştıktan sonra Tunceli Müzesi’nde karşılık bulan bu bütünlük; bölgenin hem tarihsel derinliğini hem de günümüze taşınan kültürel kimliğini bir arada görmeyi mümkün kılar. Bu yönleriyle Tunceli, Doğu Anadolu’nun yalnızca bir coğrafya parçası değil, aynı zamanda çok katmanlı bir tarih ve kültür alanıdır.









