
Soru: Karadeniz turları son yıllarda çok popüler. Rehber gözüyle sorayım: “Klasik Karadeniz turu” dediğimiz şey gerçekte ne?
Rehber: Klasik Karadeniz turu, Türkiye’de en hızlı tüketilen ve en çok yanlış anlaşılan turdur. Program genelde Trabzon girişlidir; Sümela Manastırı, Uzungöl, Ayder, Rize yaylaları, Fırtına Vadisi ana duraklardır. Kâğıt üzerinde masalsı görünür. Sahada ise çoğu zaman acele, kalabalık ve gürültülüdür. Çünkü Karadeniz’e paket tur mantığı çok sert uygulanıyor.
Soru: Sert derken?
Rehber: Karadeniz, doğası gereği ritmi olan bir bölge. Sis iner, yağmur bastırır, yol uzar. Acenteler ise bunu yok sayıyor. “Saat 10’da buradayız, 11’de oradayız” diye yazılmış programlar doğaya karşı yazılmış metinlerdir. Sonra gecikme olunca rehber suçlanıyor.
Soru: Acenteler açısından temel problem ne?
Rehber: Karadeniz turu, acenteler için bir “fotoğraf satma ürünü” hâline geldi. Yayla sayısı ne kadar fazlaysa tur o kadar iyi sanılıyor. Oysa 6 yaylaya çıkıp hiçbirini yaşamamak yerine 2 yaylayı sindirmek çok daha anlamlı.
Bir de kronik “zorunlu ekstra” meselesi var. Zipline, rafting, salıncak… Bunlar deneyim olabilir ama turun ana omurgası yapıldığında doğa arka plana itiliyor. Acenteler bazen Karadeniz’i değil, aktiviteleri pazarlıyor.
Soru: Katılımcı profili burada nasıl?
Rehber: GAP’tan çok farklı. Karadeniz turuna gelenlerin büyük bölümü “rahatlamak” için geliyor ama kendisi rahat değil. Sürekli şikâyet var: hava, yol, sis, yağmur… Oysa Karadeniz tam olarak bunların toplamıdır.
Bir de beklenti çarpıklığı var. İnsanlar yaylaları kartpostal gibi sanıyor. Gerçekte çamur, inek, sis ve sessizlik var. Bunları görünce hayal kırıklığı yaşıyorlar. Rehberin işi doğayı filtrelemek değil, gerçekliği anlatmak olmalı.
Soru: Sümela Manastırı bu turun Göbeklitepe’si mi?
Rehber: Aynen öyle. Sümela, Karadeniz turunun mihenk taşıdır. Ama çoğu zaman doğru anlatılmaz. İnsanlar manastıra çıkıyor, fotoğraf çekiyor, iniyor. Oysa orası bir inziva mekânı, bir manastır disiplini örneği. Anlatılmadan gezildiğinde kaya üstü bina olmaktan öteye geçmez.
Acentelerin yaptığı en büyük hata, Sümela’ya çok kısa süre ayırmak. Yürüyüş, bekleme, anlatım derken zaman zaten gidiyor. Buna rağmen “hadi hızlanalım” baskısı yapılıyor.
Soru: Uzungöl ve Ayder özelinde ne söylemek istersin?
Rehber: Uzungöl, Karadeniz turunun en problemli durağı. Aşırı yapılaşma, kalabalık ve gürültü, beklentiyle çelişiyor. Acenteler hâlâ burayı turun vitrini yapıyor ama içerik yok. Rehber anlatacak şey bulmakta zorlanıyor.
Ayder ise yanlış saatlerde ziyaret ediliyor. Öğle vakti kalabalık, gürültülü; sabah ya da akşamüstü ise bambaşka. Programlar bunu dikkate almıyor.
Soru: Yaylalar?
Rehber: Yaylalar turu kurtarır ya da batırır. Hava uygunsa büyüleyici, değilse işkence gibi algılanır. Acenteler “her hava koşulunda yayla” ısrarından vazgeçmeli. Katılımcı da doğayı kontrol edemeyeceğini kabullenmeli.
Soru: Rehber olarak sen nelere öncelik verirsin?
Rehber:
– Az durak, derin anlatım.
– Zorunlu aktivite değil, isteğe bağlı deneyim.
– Doğaya uygun saatleme.
– Yaylada serbest zaman değil, yönlendirilmiş zaman.
– Sessizlikten korkmamak.
Karadeniz turu sessizliği tolere edebilen insanlara çok şey verir.
Soru: Katılımcılara açık açık söylemek istediğin şeyler var mı?
Rehber: Var. Karadeniz turu, “her şey kusursuz olsun” diyenler için değildir. Yağmur yağar, sis iner, yol uzar. Bunları kabullenmeyen kişi turdan keyif alamaz. Rehberi meteoroloji sanmak da anlamsız.
Bir de sürekli telefonla uğraşmak. Doğaya gelip ekranın içine düşmek büyük çelişki.
Soru: Son soru: İyi bir Karadeniz turu neyi başarmış sayılır?
Rehber: Turist döndüğünde “çok yayla gördüm” demiyorsa ama “kafam sustu” diyorsa o tur başarılıdır. Karadeniz, insanı eğlendirmek için değil, yavaşlatmak için vardır. Rehberin görevi de bu yavaşlamaya izin vermektir.
Karadeniz, aceleciyi geri gönderir. Sabırlıyı ise sisin içinden geçirir.









