Anasayfa / Dijital Günlük / Klasik GAP Turu Üzerine ”Yapay” Bir Röportaj

Klasik GAP Turu Üzerine ”Yapay” Bir Röportaj

Soru: Uzun yıllardır GAP bölgesinde çalışıyorsun. En temelden başlayalım. “Klasik GAP turu” dediğimiz şey, rehber gözüyle gerçekten nedir?

Rehber: Klasik GAP turu, Türkiye’de paket tur mantığının en net görüldüğü rotalardan biridir. Adana ya da Gaziantep girişli olur; Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır ana omurgadır. Program, yıllardır neredeyse hiç değişmez. Aynı müzeler, aynı meydanlar, aynı cümleler. Bu kötü bir şey değil; iskelet doğru. Sorun, bu iskeletin üzerine et konulamaması.

Soru: Neden konulamıyor?

Rehber: Çünkü acente de katılımcı da bu turu “hızlı tüketilecek bir ürün” olarak görüyor. Acenteler süreyi kısaltarak rekabet ediyor, katılımcılar da “daha çok yer görelim” talebiyle buna çanak tutuyor. Sonuç: Herkes memnun gibi ama kimse gerçekten tatmin değil.

Soru: Acenteler özelinde en büyük sorun ne?

Rehber: Zamanın yanlış dağıtılması. GAP turunda kronik bir hastalık var: Her yere uğrayalım ama hiçbir yerde kalmayalım.
Acenteler programı masa başında yazıyor. Haritada mesafeler kısa görünüyor ama bölgenin ruhu hesaba katılmıyor. Mardin’e 1 saat 45 dakika ayırmak, Diyarbakır surlarını otobüsten anlatmak, Göbeklitepe’yi “müze gezisi” gibi ele almak ciddi planlama hatasıdır.

Bir de rehberi “konuşan navigasyon” gibi görme problemi var. Rehberin sahadaki tecrübesi dinlenmiyor. “Bu akşam Mardin’de yürüyüş koyalım” dediğinde, “programda yok” cevabını alıyorsun. Program kutsal, şehir değil.

Soru: Peki alışveriş meselesi? Çok eleştiriliyor.

Rehber: Haklı olarak. Alışveriş mola olmaktan çıkıp turun omurgası hâline geldiğinde iş bozuluyor. Bakırcı, sabuncu, baharatçı… Bunların hepsi kültürün parçası ama turu esnafa teslim edersen şehir anlatılamaz.
Acentelerin bazıları hâlâ “komisyon üzerinden tur döndürme” refleksiyle çalışıyor. Bu, kısa vadede kâr gibi görünür ama uzun vadede bölgenin itibarını zedeler. Katılımcı kendini müşteri değil, hedef gibi hissetmeye başlıyor.

Soru: Katılımcılar demişken… Onlara da eleştirilerin var mı?

Rehber: Fazlasıyla. GAP turuna gelen kitlenin bir bölümü zihinsel olarak gelmiyor. Fiziken orada ama kafası hâlâ İstanbul’da, Ankara’da. Sürekli acele var. Sürekli “sonra nereye gidiyoruz” sorusu. Göbeklitepe’de anlatım sürerken Instagram story çekiliyor. Mardin’de rehber konuşurken manzara daha cazip geliyor.

Bir de beklenti meselesi var. Bazı katılımcılar, 12 bin yıllık tarihi “10 dakikada anlaşılır” sanıyor. Anlaşılmayınca da rehberi suçluyor. Oysa bu bölge sabır ister. Dinlemeyi bilmeyene hiçbir şey vermez.

Soru: Göbeklitepe özelinde neler söylemek istersin?

Rehber: Göbeklitepe, klasik GAP turunun turnusol kâğıdıdır. Orayı doğru anlatan rehber, turu taşır. Yanlış anlatan, her şeyi batırır.
Sorun şu: Acenteler Göbeklitepe’yi programın yıldızı yapıyor ama süreyi kısaltıyor. Rehberin anlatması gereken bağlam yok oluyor. İnsanlar oradan “taş gördük” hissiyle ayrılıyor. Bu, büyük kayıp.

Katılımcının da payı var. “Zaten herkes biliyor” havasıyla dinlemiyor. Oysa Göbeklitepe, bilindik bilgilerin değil, zihniyet değişiminin alanıdır.

Soru: Mardin için sık duyulan bir cümle var: “Çok güzel ama çok yorucu.” Neden?

Rehber: Çünkü Mardin yanlış tüketiliyor. Sadece fotoğraf çekilen bir dekor gibi kullanılıyor. Zinciriye Medresesi, Kasımiye, Dara… Hepsi arka arkaya, aralarında nefes yok. Bir de akşamı program dışı bırakmak büyük hata. Mardin akşam yürüyüşü olmadan eksik kalır.

Acenteler genelde “akşam serbest zaman” deyip kenara çekiliyor. Oysa serbest zaman rehbersiz bırakmak değildir. Rehber orada da yönlendirici olmalı. Katılımcı ne yapacağını bilemeyince o şehirle bağ kuramıyor.

Soru: Diyarbakır ve Urfa’da tablo farklı mı?

Rehber: Benzer ama tonlar değişiyor.
Urfa’da mistik anlatım abartılıyor, tarih arka planda kalıyor. Diyarbakır’da ise tarih anlatılıyor ama şehir yaşanmıyor. Surlar yürünmeden anlatılıyor, Hevsel Bahçeleri uzaktan gösteriliyor. Oysa Diyarbakır temas ister.

Soru: Tüm bu tabloya rağmen “iyi bir GAP turu” mümkün mü?

Rehber: Elbette mümkün. Ama bunun için üç tarafın da değişmesi gerekiyor.

Acenteler, rehberi programın ortağı olarak görmeli.
Katılımcılar, turu yarış gibi tüketmemeli.
Rehberler de ezber anlatımdan vazgeçmeli.

İyi bir GAP turu, her yere gitmez ama gittiği yeri derinleştirir. İnsan turdan döndüğünde “yoruldum ama doluyum” demeli. “Fotoğraf çok” değil, “hikâye kaldı” demeli.

Soru: Son soru: GAP turuna çıkacak birine net, dürüst tavsiyelerin?

Rehber:
– Programdan çok rehberi seç.
– Süreyi kısaltan değil uzatan turu tercih et.
– Her anlatılanı hemen anlamaya çalışma.
– Alışverişi turun merkezine koyma.
– Ve en önemlisi: Bu bölge sana bir şey borçlu değil; sen ona kulak verirsen açılır.

GAP, sabırsız turisti sevmez. Ama dinleyeni uzun süre bırakmaz.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir