
Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, Dicle Nehri ile bazalt plato arasında konumlanan, kesintisiz yerleşim ve arazi kullanımını belgeleyen bütüncül bir kültürel peyzajdır. Alan, 2015 yılında “Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı” adıyla UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilmiştir. Bu bütünlük; sur sistemi, İçkale yerleşimi, burçlar, kapılar ve Hevsel Bahçeleri’nin tarımsal dokusunu kapsar.
Diyarbakır Surları, yaklaşık 5,8 kilometrelik çevre uzunluğuyla dünyanın ayakta kalan en uzun ve en iyi korunmuş şehir surlarından biridir. Surlar, büyük ölçüde bazalt taştan inşa edilmiştir. Ana hatları Roma döneminde (MS 3.–4. yüzyıllar) şekillenmiş, Bizans, Artuklu, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinde onarım ve eklemelerle bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Surların kalınlığı yer yer 3–5 metreyi, yüksekliği ise 10–12 metreyi bulur.
Sistem dört ana kapı etrafında örgütlenir. Dağ Kapı (Harput Kapı) kuzeye açılır ve kentin Anadolu içlerine bağlantısını sağlar. Urfa Kapı batı yönündedir ve Mezopotamya iç hatlarına uzanan yollarla ilişkilidir. Mardin Kapı güney hattında yer alır ve Suriye–Mezopotamya güzergâhına açılır. Yeni Kapı doğuda Dicle Vadisi’ne iner. Kapılar savunma amaçlı kulelerle desteklenmiştir ve üzerinde dönemsel kitabeler bulunur.
Surlar üzerinde 82 burç yer alır. Burçlar hem savunma hem de temsil işlevi taşır. Keçi Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Evli Beden (Ulu Beden) Burcu, Nur Burcu en bilinen örneklerdir. Burçların bir kısmında Artuklu dönemine ait kitabeler, aslan, kartal ve ejder figürlü kabartmalar yer alır. Bu süslemeler, Orta Çağ Anadolu’sunda siyasi güç ve koruyuculuk sembolizmini yansıtır.
Surların kuzeydoğusunda yer alan İçkale, kentin en eski çekirdek alanıdır. Roma döneminde askeri merkez olarak kullanılan bu alan, Bizans ve İslam dönemlerinde idari merkez işlevi görmüştür. İçkale sınırları içinde Artuklu Sarayı kalıntıları, Saint George (Mar Giragos) Kilisesi yapısı, cephanelik ve depo yapıları, müze alanları ve yönetim binaları bulunur. İçkale, sur sistemiyle birlikte savunma ve yönetim bütünlüğü oluşturur.
Surların doğusunda ve güneyinde, Dicle Nehri boyunca uzanan Hevsel Bahçeleri, yaklaşık 700 hektarlık verimli bir tarım alanıdır. Bu bahçeler, en az 8.000 yıldır kesintisiz olarak tarımsal üretim yapılan nadir alanlardan biridir. Hevsel, kentin gıda ihtiyacını karşılayan ana üretim sahası olarak tarih boyunca stratejik önem taşımıştır. Sebze, meyve, tahıl ve bağcılık faaliyetleri geleneksel yöntemlerle sürdürülmüştür.
Hevsel Bahçeleri, yalnızca tarım alanı değil, aynı zamanda doğal ekosistemdir. Alan; kuş göç yolları üzerinde yer alır ve çok sayıda kuş türüne, memeli hayvana ve bitki çeşidine ev sahipliği yapar. Bahçeler ile surlar arasında kalan geçiş zonu, kent ile doğa arasında işlevsel bir tampon alan oluşturur. Dicle Nehri’nin taşkın rejimi, bahçelerin doğal gübrelenmesini ve toprak yenilenmesini sağlamıştır.
Surlar ile Hevsel Bahçeleri arasındaki ilişki, Diyarbakır’ın tarihsel kent planlamasını açık biçimde gösterir. Kent, surlarla korunurken yaşamı sürdüren tarım alanları doğrudan sur dibine kadar uzanmıştır. Bu düzen, askeri savunma, gıda güvenliği ve doğal kaynak kullanımının tek bir sistem içinde işlendiğini ortaya koyar.
Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri birlikte ele alındığında; Roma’dan Osmanlı’ya, Orta Çağ İslam dünyasından modern döneme kadar uzanan çok katmanlı bir kültürel sürekliliği temsil eder. Yapı sistemi, tarım alanları, su rejimi, taş işçiliği, kitabeler ve peyzaj düzeni, Anadolu ve Mezopotamya arasındaki tarihsel geçiş bölgesinin somut bir belgesi niteliğindedir. Bu bütünlük, askeri mimari ile tarımsal peyzajın aynı anda korunabildiği ender örneklerden biri olarak değerlendirilir.









