Anasayfa / Kültürel Miras / Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi

Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi

Acil koruma gerektiren somut olmayan kültürel miraslar, bir toplumun hafızasında, sesinde, elinde ve doğayla kurduğu ilişkide yaşayan, fakat modernleşme ve yaşam biçimlerinin değişmesiyle yok olma tehlikesi altındaki bilgi, beceri ve geleneklerdir. Türkiye bu konuda zengin bir coğrafyadır; dağ köylerinden deniz kıyılarına, her bölgede kuşaktan kuşağa aktarılan ama giderek unutulan kültürel ifadeler yaşar. Bu miraslardan üçü UNESCO tarafından “Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi”ne alınmıştır: Islık Dili, Geleneksel Ahlat Taş İşçiliği ve Zeytin Yetiştiriciliğiyle İlgili Geleneksel Bilgi ve Uygulamalar.

Islık dili, özellikle Karadeniz’in dağlık bölgelerinde, özellikle Giresun’un Çanakçı ilçesinde kuş dili olarak bilinen iletişim yöntemidir. Bu dil, dağlar ve vadiler arasında, kilometrelerce uzaklıktaki insanlara seslenmenin pratik bir yoludur. Her ıslık, bir kelimenin veya cümlenin ses tonuna, hecesine karşılık gelir; dolayısıyla aslında Türkçenin melodik bir yansımasıdır. Yüzyıllardır çiftçiler, çobanlar, köylüler bu dili günlük yaşamda kullanarak haberleşir. Ancak cep telefonu ve modern iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla bu gelenek hızla unutulmaktadır. UNESCO’nun 2017’de acil koruma listesine almasının nedeni de budur: çünkü ıslık dili yalnızca bir seslenme biçimi değil, topluluk dayanışmasının, doğayla uyum içinde yaşamanın ve kolektif zekânın bir sembolüdür.

Geleneksel Ahlat Taş İşçiliği ise Doğu Anadolu’nun kadim taş ustalığını temsil eder. Bitlis’in Ahlat ilçesinde, Nemrut Dağı’nın eteklerinden çıkarılan volkanik taş, yüzyıllardır ustaların elinde mezar taşına, çeşmeye, medrese duvarına ve ev süslemelerine dönüşür. Ahlat taşı yumuşakken kolay işlenir, havayla temas ettikçe sertleşir; bu özelliği sayesinde hem estetik hem de dayanıklıdır. Taş işçiliği sadece teknik bir beceri değil, sembollerle, geometrik desenlerle, bitkisel motiflerle ifade edilen bir düşünme biçimidir. Her taş, usta ile doğa arasındaki diyaloğun sonucudur. Ancak genç kuşakların bu zanaata ilgisinin azalması ve el işçiliği yerine makineli üretimin yaygınlaşması nedeniyle bu kadim sanat yok olma riskiyle karşı karşıyadır. UNESCO 2022’de bu geleneği acil koruma listesine alarak, hem ustaların hem de eğitim kurumlarının bu zanaatı yaşatması için uluslararası farkındalık yaratmıştır.

Zeytin yetiştiriciliğiyle ilgili geleneksel bilgi, yöntem ve uygulamalar ise Ege ve Akdeniz’in kadim kültürünün bir parçasıdır. Binlerce yıldır Anadolu’da zeytin ağacı yalnızca bir tarım ürünü değil, bereketin, barışın ve yaşamın simgesi olmuştur. Yabani zeytin ağaçlarının aşılanmasından budamasına, toplanmasından yağ çıkarılmasına kadar her aşama, doğaya duyulan saygı ve denge anlayışıyla yürütülür. Zeytin mevsimi, halk takviminde özel bir dönemdir; hasat öncesi dualar edilir, türkü söylenir, köy halkı birlikte çalışır. Bu gelenekler sadece ekonomik değil, toplumsal bağların da taşıyıcısıdır. Günümüzde sanayi üretiminin yaygınlaşması, kırsal göç ve iklim değişikliği bu kadim bilgilerin unutulmasına neden olmaktadır. Bu nedenle UNESCO, 2023 yılında bu geleneği de acil koruma listesine dahil etmiştir.

Bu üç mirasın ortak özelliği, insanla doğa arasındaki dengeyi ve topluluk içi dayanışmayı yansıtmasıdır. Her biri, modern yaşamın hızına karşı insanın sesi, eli ve sabrıyla var ettiği kültürel sürekliliği temsil eder. Onları korumak, sadece bir geleneği yaşatmak değil, insanlığın doğayla uyumlu yaşama bilgisini geleceğe taşımaktır.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir