Anasayfa / Kültürel Miras / Çifte Minareli Medrese

Çifte Minareli Medrese

Erzurum Çifte Minareli Medrese, Anadolu Selçuklu mimarisinin en görkemli ve en iyi korunmuş yapılarından biridir. 13. yüzyılın son çeyreğinde, muhtemelen 1250–1290 yılları arasında inşa edilmiştir. Kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, genel kabul bu yapının Selçuklu Sultanı II. Alaeddin Keykubad’ın kızı Hundi Hatun tarafından yaptırıldığı yönündedir. Bu nedenle halk arasında “Hatuniye Medresesi” olarak da bilinir. Medrese, hem mimari görkemi hem de süsleme zenginliğiyle Anadolu’nun taş işçiliğinde ulaştığı zirvelerden birini temsil eder.

Yapı iki katlı, açık avlulu, dört eyvanlı bir medrese planına sahiptir. Eyvan, Selçuklu mimarisinde bir tür tonozlu geçiş mekânıdır ve Çifte Minareli Medrese’nin kuzey cephesine açılan anıtsal taç kapısı, bu planın en etkileyici unsurudur. Kapının etrafı zengin taş süslemelerle bezelidir; geometrik örgüler, bitkisel motifler ve mukarnas denilen stalaktit biçimli kabartmalar iç içe geçmiştir. Bu taş işçiliği, hem dönemin yüksek estetik anlayışını hem de zanaatkârların matematiksel ustalığını gösterir.

Medresenin adını aldığı iki minare, yapının kuzey cephesinde, taç kapının iki yanına simetrik olarak yerleştirilmiştir. Tuğladan yapılmış bu minarelerin gövdesi, turkuaz ve firuze renkli çinilerle süslenmiştir. Minarelerin zarif yükselişi, taş cephenin ağır ve görkemli kütlesiyle güçlü bir kontrast oluşturur; bu da yapıya hem görsel denge hem de sembolik anlam kazandırır. İki minare, gökyüzüne doğru yükselen bilgi ve inanç sütunları olarak yorumlanır; medresenin ilim yuvası olma kimliğiyle bu anlam birleşir.

Avlunun ortasında bir havuz bulunur, etrafında öğrencilerin kaldığı odalar sıralanır. Avlu, hem ışığın hem de sessizliğin mekânıdır; burası, ilim öğrenmenin yanında tefekkürün de yeri olarak düşünülmüştür. Üst kat, daha çok kışlık mekânlar ve ders odalarından oluşur. Yapının güney yönünde, büyük bir kubbe altında yer alan bölümün türbe olduğu sanılmaktadır.

Çifte Minareli Medrese, sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda bir taş manifestodur. Selçuklu mimarisinin görkemini, İslam estetiğinin simetri anlayışını ve Türk taş ustalığının inceliğini aynı anda taşır. Erzurum’un soğuk ve sert iklimine rağmen yüzyıllardır ayakta kalması, hem malzeme kalitesinin hem de mühendisliğin olağanüstü başarısını kanıtlar. Bugün bu yapı, Erzurum’un sembolü haline gelmiş, taşın diliyle yazılmış bir bilgi ve inanç anıtı olarak zamana meydan okumayı sürdürmektedir.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir