
Urfalı Adam heykeli, hem Türkiye arkeolojisinin hem de dünya sanat tarihinin dönüm noktalarından biridir. Şanlıurfa’daki Balıklıgöl civarında 1993 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış bu heykel, insan biçiminde yapılmış en eski tam boy taş heykel olarak kabul edilir. Yaklaşık 1,80 metre boyundadır ve milattan önce 9.000–9.500 yıllarına, yani Neolitik Çağ’ın en erken dönemlerine tarihlenir. Bu da onu Göbeklitepe ile aynı kültürel evreye, yani yerleşik hayata geçiş sürecini yaşayan ilk topluluklara bağlar.
Heykel kireçtaşından yapılmıştır ve olağanüstü yalın bir estetiğe sahiptir. Kafası büyük, yüz hatları keskin çizgilerle belirgindir; burun uzun, gözler ise obsidyen taşından yapılmış siyah parçalardan oluşur. Bu gözler, heykelin en çarpıcı detaylarından biridir; izleyene karşı doğrudan bir bakış hissi verir. Ağız belirgin değildir, belki de sessizliğin veya kutsallığın simgesidir. Eller gövdenin önünde birleşmiş şekilde, parmaklar özenle oyulmuştur. Heykelin üzerindeki dikey çizgiler, muhtemelen giysi ya da törensel bir kuşağın sembolüdür. Bu özellikler, o dönemde bile insan bedeninin hem ruhsal hem toplumsal bir ifade aracı olarak görülmeye başlandığını gösterir.
Urfalı Adam’ın önemi sadece yaşıyla değil, temsil ettiği düşünceyle ilgilidir. O döneme kadar insan biçimli heykeller çoğunlukla küçük figürinler şeklindeydi; ancak bu eser, insanı ilk kez birey olarak, doğanın merkezinde duran bir varlık gibi betimler. Bu da insanın doğa karşısındaki konumunu kavradığı ve kendini anlamlandırma sürecine girdiği dönemin simgesidir. Bir bakıma, heykel insan bilincinin taşta vücut bulmuş ilk yankısıdır.
Bugün Urfalı Adam, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir ve Göbeklitepe buluntularıyla birlikte Neolitik kültür devriminin sembollerinden biri sayılır. Sadece sanat tarihçileri değil, antropologlar ve felsefeciler için de üzerinde düşünülesi bir eserdir; çünkü o heykelin bakışlarında, insanın ilk kez “ben kimim?” diye sormaya başladığı anın yankısı vardır.









