Anasayfa / Kültürel Miras / Van Akdamar Adası

Van Akdamar Adası

Akdamar Adası, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Van Gölü’nün güneybatısında, Gevaş ilçesi açıklarında yer alan volkanik kökenli bir adadır. Yaklaşık 70.000 metrekarelik bir alana sahip olan ada, kıyıdan yaklaşık 3 kilometre uzaklıktadır. Akdamar, Van Gölü’nün dört büyük adasından (Çarpanak, Adır, Kuş, Akdamar) en tanınmış ve tarihsel açıdan en zengin olanıdır. Jeolojik olarak volkanik tüflerden oluşmuş, rüzgâr ve su erozyonuyla biçimlenmiş bir kara parçasıdır. Adanın yüzeyi düzensiz, kayalık ve kısmen bitki örtüsüyle kaplıdır; çevresinde badem ağaçları yoğunluk gösterir. Bu ağaçlar, adanın adının kökenine dair halk arasında anlatılan “Ahtamara efsanesi”yle özdeşleşmiştir.

Ada, 9. yüzyıl sonu ile 10. yüzyıl başında, Orta Çağ’da Urartu krallığının çöküşünden sonra bölgede kurulan Vaspurakan Ermeni Krallığı döneminde büyük önem kazanmıştır. Vaspurakan Krallığı’nın başkenti bir dönem Akdamar Adası’ndaydı ve burada hem saray yapıları hem de dini merkezler bulunuyordu. Adayı ünlü kılan en önemli yapı, hiç kuşkusuz Surp Haç Kilisesi (Kutsal Haç Kilisesi)’dir. Bu kilise, 915–921 yılları arasında Vaspurakan Kralı I. Gagik Ardzruni tarafından yaptırılmıştır. Mimarının adının Manuel olduğu bilinmektedir; yapının doğu cephesinde bu bilgi yer alan bir kitabe bulunmaktadır.

Surp Haç Kilisesi, Ermeni mimarisinin en özgün ve anıtsal eserlerinden biridir. Planı dört yapraklı yoncayı andıran haç planıdır (merkezi kubbeli dört apsisli plan). Yapı, yerel volkanik taş olan kırmızımsı tüf taşı ile inşa edilmiştir. Dıştan silindirik kasnak üzerine oturan yüksek bir kubbeyle örtülüdür. Kubbenin taşıyıcı sistemi iç mekânda dört sütunla desteklenir. Kilise, hem mimari hem de ikonografik açıdan Ermeni sanatında bir dönüm noktasıdır.

Kiliseyi benzersiz kılan en önemli özellik, dış cephelerinde yer alan kabartma süslemelerdir. Bu kabartmalar yalnızca dini figürleri değil, aynı zamanda dönemin sosyal, kültürel ve kraliyet yaşamına dair sahneleri de betimler. Bu yönüyle yapı hem bir ibadethane hem de taş üzerine işlenmiş bir tarih anlatısı gibidir. Kabartmalarda Eski Ahit (Tevrat) ve İncil’den sahneler görülür: Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşu, Nuh’un Gemisi, Yunus’un balık tarafından yutuluşu, Davut ve Golyat sahnesi gibi hikâyeler işlenmiştir. Bunların yanında av sahneleri, hayvan mücadeleleri, aslan, geyik, kuş, ejder ve mitolojik yaratıklar da yer alır. Bu figürlerin arasında Kral Gagik’in Tanrı’ya sunu yaparken betimlendiği kabartma özellikle dikkat çekicidir; hükümdar Tanrı’nın eline doğru bir kilise maketi uzatır. Bu sahne, hem adanmışlık hem de iktidar simgesidir.

Kilisenin iç mekânında da fresk kalıntıları bulunur; bu freskler zamanla tahrip olmuş olsa da hâlâ görülebilen kısımlarda Hristiyan ikonografisinin tipik temaları —İsa, azizler, havariler, melekler— yer alır. Fresklerde kullanılan renkler, kırmızı, mavi ve toprak tonlarıyla sınırlıdır. Yapının iç süslemeleri ile dış kabartmalar arasında bir simgesel bütünlük vardır; içte ruhani, dışta dünyevi ve tarihsel sahneler temsil edilir.

Surp Haç Kilisesi’nin hemen yanında kral sarayına ait olduğu düşünülen yapı kalıntıları, keşiş hücreleri, su sarnıçları ve manastır binaları bulunmaktadır. Bu yapılar, adanın yalnızca dini değil, aynı zamanda idari ve kültürel bir merkez olduğunu gösterir. 11. yüzyılda Vaspurakan Krallığı Bizans egemenliğine girdiğinde Akdamar’daki dini merkez önemini korumuş, sonrasında 1116 yılından itibaren Akdamar Katolikosluğu (Ermeni Gregoryen kilisesinin önemli bir dini makamı) burada kurulmuştur. Bu Katolikosluk makamı 1895 yılına kadar, yani yaklaşık 800 yıl boyunca, adada faaliyet göstermiştir. Bu dönem boyunca kiliseye ek yapılar inşa edilmiş, konutlar ve eğitim odaları eklenmiştir.

19. yüzyılın sonlarına doğru Katolikosluk merkezi Van’a taşınınca ada terk edilmeye başlanmış, yapıların bir kısmı harap olmuştur. 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde adada yalnızca kilise ve birkaç kalıntı ayakta kalmıştır. 2005–2007 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından kapsamlı bir restorasyon yapılmış, Surp Haç Kilisesi korunarak müze statüsüne alınmıştır. 2010 yılından itibaren yılda bir kez Ermeni ayini yapılmasına izin verilmiş, bu da yapının hem dini hem kültürel bir simge olarak yeniden önem kazanmasını sağlamıştır.

Günümüzde Akdamar Adası, hem arkeolojik hem mimari hem de doğal bir miras alanı olarak korunmaktadır. Ada, ilkbaharda çiçek açan badem ağaçlarıyla birlikte Van Gölü’nün turkuaz suları arasında görsel bir şölen sunar. Adanın doğal ekosistemi göl martıları, yaban tavşanları ve endemik bitki türleriyle zengindir. Ayrıca ada, Urartu döneminden Bizans’a, Ermeni Orta Çağ mimarisinden Osmanlı dönemine kadar uzanan uzun bir tarihsel katmanlaşmanın somut bir göstergesidir.

Bugün Akdamar Adası ve üzerindeki Surp Haç Kilisesi, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer almakta, hem Türkiye hem Ermenistan hem de uluslararası sanat tarihi araştırmaları açısından büyük öneme sahip bir kültür mirası olarak kabul edilmektedir. Ada, yalnızca bir ibadet mekânı ya da turistik alan değil, aynı zamanda Ermeni taş oymacılığının, Hristiyan ikonografisinin ve Anadolu’nun çok katmanlı kültürel tarihinin taşlaşmış bir özeti olarak değerlendirilmektedir.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir