Anasayfa / Kültürel Miras / Altın Kapı’dan Edirnekapı’ya: Bizans’ın Kudretli Savunma Hattı

Altın Kapı’dan Edirnekapı’ya: Bizans’ın Kudretli Savunma Hattı

İstanbul’un siluetine baktığımızda, şehrin ihtişamını yalnızca camiler, saraylar ya da kuleler değil, yüzyıllar boyunca kenti ayakta tutmuş, onu kuşatmalara ve saldırılara karşı korumuş kara surları da şekillendirir. Bugün büyük ölçüde harap halde olsalar da, Kara Surları, Bizans İmparatorluğu’nun askeri dehasını, mühendislik bilgisini ve kenti savunmaya verdiği önemi gözler önüne seren görkemli bir miras olarak hâlâ dimdik ayaktadır.

Kentin ilk surları Konstantin döneminde inşa edilmiş, ancak IV. yüzyılın sonlarına doğru hızla artan nüfus, bu sınırların yetersiz kalmasına yol açmıştır. Bunun üzerine II. Theodosius (408–450) döneminde, daha kapsamlı bir savunma sistemi tasarlanarak, bugünkü Mermerkule, Yedikule ve Altınkapı’dan başlayıp kuzeye doğru uzanarak Belgradkapı, Silivrikapı, Mevlevihanekapı, Topkapı, Sulukulekapı, Edirnekapı ve Ayvansaray hattına ulaşan yaklaşık 7 kilometrelik yeni sur hattı inşa edilmiştir. Bu üçlü savunma sistemi, V. yüzyılın en gelişmiş askeri yapılarından biri olarak kabul edilmiş ve yüzyıllar boyunca Bizans’ın güvenlik kalkanı olmuştur.

Kara Surları, üç aşamalı bir savunma mantığına göre düzenlenmiştir. En dışta genişliği 16 metreye varan bir hendek yer alır. Şehrin kuzeyden güneye doğru eğimli topoğrafyasına uyum sağlayacak şekilde kademeli biçimde inşa edilen bu hendek, yer yer ara duvarlarla bölünmüş ve gerektiğinde suyla doldurularak düşmanın ilerleyişini engelleyecek bir bariyere dönüştürülmüştür. Hendeğin hemen gerisinde, önsur adı verilen ikinci hat bulunur. Bu duvar, esas sura göre daha alçak ve ince yapılmış, ancak yaklaşık 50 metre aralıklarla yerleştirilen burçlarla güçlendirilmiştir. Bu kulelerin zemin katındaki pencerelerden ok atışları yapılırken, duvar üstünden ve kulelerin üst kısımlarından da ek savunma sağlanmaktaydı.

Asıl savunma hattını ise beden duvarları oluşturur. Düz veya eğimli araziye göre şekillenen bu güçlü duvarlar, dörtgen ve sekizgen planlı kulelerle desteklenmiştir. Özellikle surların doğrultusunun değiştiği yerlerde ya da stratejik noktalarda sekizgen planlı kuleler tercih edilmiştir. Marmara Denizi kıyısındaki ilk kule ise, denizden gelecek saldırılara karşı daha uygun bir koruma sağlamak amacıyla beşgen planlı inşa edilmiştir. Kulelere giriş kentin içinden zemin katta yer alan kapılarla sağlanır, zemin ile seğirdim kotu arasındaki bağlantı bazı kulelerde döşemede bırakılan deliklerle yapılırdı. Duvarların üst kısımlarına ise beden duvarlarına bitişik merdivenlerle çıkılırdı.

II. Theodosius döneminde tamamlanan bu surlar, antik çağın en büyük projelerinden biri olarak anılır. Marmara kıyısından başlayıp Tekfur Sarayı’nın kuzeyine kadar uzanan bu üçlü sistem, düşmanı kentten belirli bir mesafede tutarak savunmayı kolaylaştırırdı. Kara Surlarının 99 kulesi bulunmaktaydı. 99. kulenin kuzeyindeki bölüm, Ortaçağ’da inşa edilmiş olup Komnenos Surları adıyla anılır. Burada arazinin eğimli yapısı nedeniyle hendek bulunmaz; yalnızca Haliç kıyısındaki düz kesimde surlar bir hisarpeçe ile desteklenmiştir.

Kara Surları, sadece askeri bir savunma hattı değil, aynı zamanda kentin ihtişamını simgeleyen anıtsal kapılarla donatılmıştı. Yedi ana girişin yanı sıra, kentin farklı bölgelerine ulaşımı kolaylaştıran çok sayıda yan kapı da bulunmaktaydı. Bunlar arasında en görkemlisi kuşkusuz Altın Kapı (Porta Aurea) idi. İmparatorların kente törenle giriş yaptığı bu kapı, iki yanında yükselen mermer kuleleriyle Bizans’ın kudretini yansıtan simgesel bir yapıydı. Diğer anıtsal kapılar arasında Belgradkapı, Silivrikapı, Mevlevihanekapı, Topkapı, Sulukulekapı ve Edirnekapı sayılabilir. Komnenos Surları içindeki tek kapı ise Eğrikapı (Porta Caligaria) idi.

Bugün büyük ölçüde yıkılmış ya da onarımlar geçirmiş olan Kara Surları, İstanbul’un hafızasında yalnızca askeri bir hat değil, aynı zamanda kentin büyümesini, değişimini ve stratejik önemini simgeleyen bir yapı olarak yaşamaktadır. Her taşında kuşatmaların, depremlerin, zaferlerin ve yenilgilerin izleri vardır. İstanbul’un görkemli geçmişini anlatan bu sessiz muhafızlar, kente bakan herkesin gözünde hâlâ gururla yükselmektedir.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir