Anasayfa / Kültürel Miras / İstanbul’un Dünya Mirası Yolculuğu: Tarihi Alanların Evrensel Değerle Tescili

İstanbul’un Dünya Mirası Yolculuğu: Tarihi Alanların Evrensel Değerle Tescili

İstanbul’un Dünya Mirası Listesi’ne girişi, hem kentin binlerce yıllık tarihsel ve kültürel birikiminin uluslararası ölçekte tescillenmesi hem de korunması açısından büyük bir dönüm noktasıdır. UNESCO, insanlığın ortak mirası sayılan doğal ve kültürel varlıkların yok olma tehlikesi karşısında 1972 yılında Dünya Mirası Sözleşmesi’ni kabul ederek evrensel bir koruma programı başlatmıştır. Türkiye bu sözleşmeye 1983 yılında taraf olmuş, ardından ilk adaylık dosyaları arasında İstanbul ve Göreme yer almıştır. Böylece İstanbul, yalnızca kendi ulusal tarihi açısından değil, dünya kültür tarihi bakımından da öncelikli korunması gereken alanlardan biri olarak ilan edilmiştir.

1984 yılında Kültür Bakanlığı tarafından UNESCO’ya sunulan İstanbul başvuru dosyası, ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) tarafından incelenmiş ve olumlu karşılanmıştır. Ancak bu süreç kolay olmamış, çünkü Dünya Mirası Listesi’ne aday gösterilecek alanların öncelikle ulusal düzeyde yasal koruma altına alınmış olması gerekiyordu. Türkiye’de sit alanlarını korumaya imkân veren 1710 sayılı yasa ancak 1973’te yürürlüğe girmişti ve bu nedenle İstanbul’un tarihi yarımadasında yapılan ilk tesciller oldukça sınırlıydı. Buna rağmen, 1984 yılı itibarıyla dört temel sit alanı koruma altına alınmıştı: Topkapı Sarayı’ndan Marmara’ya uzanan Arkeolojik Park, Mimar Sinan’ın şaheserleriyle anılan Süleymaniye, Bizans mirasının güçlü bir temsilcisi Zeyrek ve şehrin savunma tarihini yansıtan Theodosius Surları. Birbirinden bağımsız görünen bu alanlar, “İstanbul’un Tarihi Alanları” adı altında bir bütün olarak UNESCO’ya önerilmiştir.

ICOMOS’un hazırladığı raporda, İstanbul’un iki kıta arasında stratejik konumu, Roma, Bizans ve Osmanlı başkentliği sıfatlarıyla yirmi yüzyılı aşkın süredir politik, dini ve sanatsal yaşamla iç içe geçmiş olması vurgulanmıştır. Aynı zamanda modern metropol niteliğiyle karşı karşıya olduğu tehditlere, hızlı göç ve sanayileşme kaynaklı kentleşme baskısına dikkat çekilmiştir. Buna rağmen İstanbul’un evrensel değeri, içerdiği seçkin anıtlarla tartışılmaz bir şekilde ortaya konmuştur. Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Pantokrator Manastırı (bugünkü Zeyrek Camii), Kariye (Hora) Manastırı, Topkapı Sarayı, Süleymaniye ve Sultan Ahmet Camii gibi yapılar kentin farklı dönemlerini temsil eden başlıca eserler olarak ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca 6. yüzyıldan kalma Ayasofya ve 16. yüzyıldan Sinan’ın başyapıtı Süleymaniye, insanlık yaratıcı dehasının eşsiz örnekleri olarak tanımlanmıştır.

ICOMOS değerlendirmesinde İstanbul’un Dünya Mirası Listesi kriterlerinden i, ii, iii ve iv numaralı ölçütleri karşıladığı belirtilmiştir. Bunlar; insanın yaratıcı dehasının en üst düzeyde temsili, kültürel değer alışverişlerine tanıklık, yok olmuş ya da yaşayan bir uygarlığın eşsiz temsilcisi olma ve insanlık tarihinin önemli aşamalarını gösteren seçkin bir örnek sunma kriterleridir. İstanbul, sahip olduğu mimari ve kültürel çeşitlilikle bu ölçütlerin her birini yerine getirmiştir.

Sonuç olarak, 1985 yılında Paris’te gerçekleştirilen toplantıda Dünya Mirası Komitesi, “İstanbul’un Tarihi Alanları”nı 356 sıra numarasıyla Dünya Mirası Listesi’ne kabul etmiştir. Böylece İstanbul, yalnızca bir kent olarak değil, insanlığın ortak hafızasında yaşayan bir kültürel miras mekânı olarak tescillenmiştir. Bu karar, hem geçmişten günümüze aktarılan anıtların korunması yönünde uluslararası bir iradeyi göstermekte hem de İstanbul’un dünya kültür mirasındaki yerini ölümsüzleştirmektedir.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir